Advert lt="Advert" border="0" />
Advert

HİZAN KÜLTÜR VE SANAT GÜNLERİ

Ben ve sanatçı dostlarım Bitlis’in Hizan ilçesinde düzenlenen “Hizan Kültür ve Sanat Günleri” etkinliklerine çağrılı olarak bu bölgeye gittik. Bölge insanının sıcaklığı, misafirperverliği, gördüğümüz güzellikler içimizi ısıttı.

HİZAN KÜLTÜR VE SANAT GÜNLERİ
Bu içerik 1307 kez okundu.

 

 

-İBRAHİM TIĞ-

 

    Osmanlı döneminde Sivas Valiliği yapan Halil Rıfat Paşa’nın meşhur bir sözü vardır; “Gidemediğin yer senin değildir”.

     Bu sözün anlamı, gidemediğin, göremediğin, ulaşamadığın, dokunamadığın, varlığını hissettiremediğin yer senin değildir. Halil Rıfat Paşa, yollar yaparak, devletin varlığını, hizmetini ve gücünü köylere ulaştırmayı hedeflemiş. Çünkü sizin olmadığınız yerde, bir başkası muhakkak olur.

     İşte, Ben ve sanatçı dostlarım Bitlis’in Hizan ilçesinde düzenlenen “Hizan Kültür ve Sanat Günleri” etkinliklerine çağrılı olarak bu bölgeye gittik. Bölge insanının sıcaklığı, misafirperverliği, gördüğümüz güzellikler içimizi ısıttı.

    Gördüklerimizi, yaşadıklarımızı sizlerle paylaşmanın mutluluğu içindeyim.

 

BİR ÇOCUK GELİŞİR, DÜNYA DEĞİŞİR

  Yolumuz bu kez Van Gölü’nün güneyinde, sarp kayalıkların arasında saklı bir cenneti barındıran küçük bir ilçeye çevrili… Hizan’a gidiyoruz. Gidiyoruz diyorum, yanımda Kültür Bakanlığı Türk Halk Müziği Sanatçıları, değerli ustalar, ağabeylerim; Arif Çelik ve Orhan Ural…

     Hizan Belediyesinin “Bir çocuk gelişir, dünya değişir” ilkesiyle bu yıl ilkini düzenlediği “Hizan Kültür ve Sanat Günleri” şenliğini yaşayacağız Hizanlılarla birlikte… Güneşin tüm ihtişamıyla kollarını sardığı öğle saatlerinde Muş’a iniyor uçağımız… Hava soğuk, yerler karla kaplı…

     Belediyenin görevlendirdiği bir araca binip dümdüz Muş Ovası’nda ilerliyoruz… Bölgeye ilk kez gelmenin heyecanını yaşıyordum. Arif ağbi Tatvan’da 1980’li yılların başında öğretmenlik yapmış, Orhan ağbi ise Bitlisli, bu bölge insanı… Taksici kardeşime etrafı soruyorum o da büyük bir özenle yanıtlıyor sorularımı… Muş-Tatvan arası 80 kilometreymiş… Hasköy, Güroymak derken Tatvan’a varıyoruz…

     Tatvan da güzel bir otele yerleştirildik. Bizden bir süre sonra da Halil İbrahim Özcan, Tülin Dursun, Zeynep Aliye ve Taner Cindoruk en son da İhsan Baran gelip yerleşti otele. Hüseyin Alemdar ile Ayten Mutlu da ertesi gün geleceklerdi, geldiler de…

     Otelde bizleri Kaymakam Bülent Hamitoğlu ile Savcı Ersel Kabacalı karşılayıp, ağırladı. Onlardan bölgeye yönelik bilgiler öğrendik.

BÖLGENİN İNCİSİ: TATVAN

     93 Harbi sırasında ve sonrasında Doğu Anadolu Bölgesinde önemli oranda nüfus hareketleri meydana gelmiş ve kuzeyden daha aşağılara doğru yoğun bir göç yaşanmış. Rusların işgal bölgelerinden içerilere doğru göç eden insanlar, Osmanlı Hükümeti tarafından iç kesimlere yerleştirilmiş. Tatvan’ın da söz konusu bu iskan olayları ve göçlerle yakın bir ilişkisi varmış. 1918 yılında Bitlis iline bağlı bir nahiye merkezi durumunda olan Tatvan, 1936 yılında ilçeye dönüştürülmüş.

     Tatvan bölgenin incisi. 71 bin 100 nüfuslu bu ilçe bizim Karadeniz Ereğli ilçemize çok benziyor. Bizimki deniz o ise göl kıyısında. Ama orada göl’e deniz diyor halk.

BÜRYAN KEBABI VE AFŞOR ÇORBASI

      Etkinliklerin Hizan ilçesinde 14.00 ile 20.00 saatleri arasında yapılacağını ve bizlerin de oraya bir araçla taşınacağını öğreniyoruz görevli Necafettin beyden. Bu güzel insan ve sevgili kaptanımız Murat, bizi sabah Bitlis’e götürdü. Orada Büryan Kebabı ve Afşor Çorbasıyla tanıştık. Bu çorbanın özelliği, büryan yapılan yerlerde, büryanın altındaki kazana damlayan yağdan yapılıyor olması.

    Bitlis’te 5 minareyi değil ama 3 minareyi gördük. 52 bin nüfuslu Bitlis şehri, adını Bitlis’ten alan derenin içinde kuytu bir alana kurulmuş. Ben gittiğim her şehir de kalenin şehrin tepelerinde yer aldığını görürüm ama durum Bitlis’te farklı o da yerleşim yeri gibi kuytu bir alanda.

HİZAN YOLUNDA…

     Tatvan’dan Hizan’a doğru yol alıyoruz. Tatvan-Hizan arası 47 kilometre. Kayalıkların arasından kıvrımlı yolları aşarak ulaşıyoruz Hizan’a. 11 bin 400 nüfuslu bu şehrin uzun ve geniş bir caddesi var. Cadde üzerindeki esnaftan insanlar her türlü ihtiyaçlarını karşılayabiliyorlar. Kamu binalarının yeni olduğu bu şehirde insanlarla tanışmanın, sohbet etmenin mutluluğu içindeyim. Hangi esnafla görüştüysem, bir hürmet bir saygı anlatamam. Batı’da yaşayıp da Doğu şehirlerini hiç görmeden oralar için terörist, terörist yatağı yaftasını vurduklarına tanık olmuşsunuzdur. Hizan, bu iddialara güzel bir yanıt gibi duruyor karşımızda.

HAMİTOĞLU DUR DURAK BİLMEMİŞ

    Kimle görüştüysek, Kaymakam Bülent Hamitoğlu’ndan memnuniyetini anlatıyor… Böyle bir kaymakam daha gelmedi bu şehre diyor herkes. Günümüz Türkiye’sinde bir kaymakamın halk tarafından bu kadar çok sevildiğini görmek mucize gibi bir şeydir aslında. Hizan Kaymakamı orada aynı zamanda belediye başkan vekilliği yapıyor. Yani belediye orada kayyum da. Halk bu durumdan oldukça memnun. Diyorlar ki; Belediye hep kayyumda olsun. Kaymakam ve Belediye Başkan Vekili Hamitoğlu göreve geldiğinden bu yana ‘dur durak’ bilmemiş. Bir yıllık süreçte, altyapı-üstyapı, ekonomik, sosyal ve kültürel kısacası her alanda çehresini değiştirmiş Hizan’ın.

     Kültür merkezinin idare binasında bizlere büyük bir keyifle Hizan’a yaptıklarından söz ediyor Hamitoğlu…

     12 milyon lira borçla aldığı belediyenin bu borcunu yarıya indirmiş, belediyenin piyasaya olan borçlarını da temizlemiş. Bununla da kalmamış Hamitoğlu, yeni bir ekskavatör, vidanjör, itfaiye, kar temizleme ve küçük araçlar almış belediyeye. İlçenin tüm içme suyu şebekesini ve depoları 2018 yılında yenileyeceklerini anlatan Hamitoğlu, Hizanlıların artık su kesintisi yaşamayacağını, sağlıksız su ve depolardan kurtulacağını da sözlerine ekledi.

 

GENÇLERE YÖNELİK ÇALIŞMALAR YAPMIŞ

     Hamitoğlu, gençlerin terör örgütünün eline düşmemesi ve onlara sahip çıkmak adına çok sayıda çalışma yürütmüş Hizan’da. 9 bine yakın öğrencinin bulunduğu ilçede 3 bin öğrenci yatılı okuyormuş. Öğrencilerin sosyal, kültürel ve sportif anlamda gelişmesi için bir çok olanak sağladıklarını anlatarak, ilçede daha önce kullanılamaz halde 2 oyun parkı bulunduğunu anımsattı.

     4 aylık bir çalışma sonucunda çocuklar için 16 park, 1’i kapalı 15 semt sahası yaparak gençlerin hizmetine sunmuşlar. Gençler için yaptıkları bunlarla da kalmamış. Gezi, panel, şiir söyleşileri, konserler gibi birçok faaliyet düzenlemişler. Bir çok sanatçıyı, yazarı gençlerle buluşturmuş Hamitoğlu. Yine geleceğimiz olan gençlerimiz için 5 kütüphaneyi hizmete sokmuşlar 3 tanesi de yapım aşamasındaymış.

     Eski belediye döneminde 3 yılda sadece 47 bin metrekare parke taşı döşendiğini belirten Hamitoğlu şunları söyledi, “Haziran ayında başlayıp Kasım’a kadar 87 bin metrekare parke taşı döşedik. 12 kilometre yeni yol açarak asfalta hazır hale getirdik. 4 ayda 8 bin 600 fidan diktik. Halkımızın kaynaklarının terör örgütüne aktarılma dönemi tamamen kapanmıştır. Artık halkımız terörün kol gezdiği yerlerde huzurla güvenle yürüyüp gezebiliyor. Bölgede gençlerimizle kucaklaşmayı ve onları sahiplenmeyi hedefliyoruz.”

ÖYKÜ NEDİR, NASIL YAZILIR?

     Kültür Merkezi’ndeyiz… Halil İbrahim Özcan’ın yönettiği, Tülin Dursun ile Zeynep Aliye’nin konuşmacı olarak katıldığı “Öykü Nedir, Nasıl Yazılır?” konulu panelde.

     Zeynep Aliye, öykünün dünü ve bugünü, yazım aşamasında ve sonrasında karşılaştıkları durumları anlatarak, merak edilen soruları cevaplandırdı. Öykü yazarak kendini bulduğunu anlatan Zeynep Aliye “Yazmaya ilk özgürleşmek için başladım ve bu süreçte kendimi bulduğumu anladım. Yazmak kendiliğinden gelişen bir süreç. Dışarıdan bu süreci pek fazla bir şeyin etkilemeyeceğini düşünüyorum. Öyküyle yaşamazsanız sizi silkeler atar. Bu edebiyatın her türü için böyledir.”dedi.

     Öykücü- Davranış Bilimcisi, Yazar Tülin Dursun da, Öykünün, gerçek ya da gerçeğe yakın bir olayı aktaran kısa, düzyazı şeklindeki anlatı olduğuna işaret ederek, öykü yazmanın da temel kuralları olduğuna işaret etti.

     Dursun, öğrencilere bu konuda şu bilgeleri verdi; “Öykü asla romandan daha kısa olduğu için ondan daha kolay yazılabilir bir kurmaca değildir. Her öykünün mutlaka bir giriş, gelişme ve sonuç bölümü olmalıdır. Öykü yazmaya mümkün olduğunca sona en yakın kısımdan başlayın. Eğer nasıl bir giriş yapacağınızı bilmiyorsanız, konuya bir diyalog ile giriş yapın. Bu sizin öykünüze bir hareket kazandırır. Beklenmedik, insanları şaşırtan bir son bulmanıza gerek yok. Bu durum yeni yazarların en çok yaptığı hatalardan birisidir. İmla kurallarına dikkat edin. Bu son derece önemli ve okunurluğunuzu artıracak bir etkendir.”

      Hizan Kültür ve Sanat Günleri programı çerçevesinde; şiir severler için hazırlanan Şiir Dinletisi’nde şair, tiyatro ve sinema oyuncusu Taner Cindoruk, günümüz şair ve yazarlarının birbirinden güzel şiirlerini seslendirerek öğrencileri mutlu etti.

TARİH KOKAN SELÇUKLU ŞEHRİ: AHLAT’TAYIZ…

     Ahlat'tayız... 1071 Malazgirt Zaferi’yle Sultan Alparslan’ın Anadolu’nun kapısını Türklere açması ile doğudan gelen Türkmenlerin ilk yurdu olmuş Ahlat.  Anadolu’nun Türkleşmesi, Türkleştirilmesine buradan başlanmış. Selçuklu’nun önemli bir şehri olan Ahlat aynı zamanda, Osmanlı hanedanının kurucusu olan Osman Gazi'nin babası Ertuğrul Gazi ve onun babası Süleymanşah'ın dünyaya geldiği yer olarak biliniyor. Başka özellikleri de bünyesinde barındıran Ahlat şehri, Selçuklu ve Osmanlı hanedanlarına mensup boyların ilk uğradığı yermiş. Türk-İslam tarihinin başlangıç noktası olarak da sayılan Ahlat’ta, Kayı Boyu’nun 170 yıl kaldıkları da bilgiler arasında. Ahlat, aynı zamanda,  Büyük Selçuklu İmparatorluğu'na altın devirlerini yaşatan Sultan Alparslan (1063) zamanında Anadolu'ya yapılan fetih hareketlerinde üs olarak kullanılmış.

    Van Gölü'nün kuzeybatı kıyısında yer alan Ahlat Ovası’nda kurulan Ahlat’ın nüfusu 23 bin 700.  Anadolu Türk mimarlığının izlerini taşıyan ve adeta açık hava müzesi durumunda olan Ahlat’ta sınırsız tarihi kalıntılara, geçmişin izlerine rastlamak mümkün... Mezar taşları, kümbetler, türbeler, camiler, kale kalıntıları, mağara evler, köprüler...

    Ahlat Selçuklu Mezarlığı’na götürüyor bizi rehberimiz… Dümdüz bir alanda kurulan bu mezarlıkta, anıt niteliğinde 118 adet mezar taşı bulunduğunu öğreniyoruz. Mezar taşlarının boyları 3,5 metreye yakın, her cephesinde süsleme bulunan tipik dikdörtgen prizma şeklinde yapılmışlar. 

    Buraları herkesin görmesini diliyorum…

RÜŞTÜ ONUR, BİTLİSLİLERİN ENİŞTESİ

     Etkinliğin ikinci günü. Hizan Kültür Merkezi’ndeyiz yeniden… Liseli gençlerimize “Genç Ölümlü Şairler: Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu”yu anlatacağım, ardından da, değerli oyuncu, yönetmen, şair Yılmaz Erdoğan ağabeyimin “Kelebeğin Rüyası” adlı filmini izlettireceğiz, gençlerimize.

     Konuşmama Yılmaz Erdoğan’a teşekkür ederek başladım, çünkü söz konusu filmin orjinalini yollamıştı bana, Hizanlı gençlerimizin izleyebilmeleri için. Ayrıca Türk sinemasında ilk kez şairlerin yaşamlarını beyaz perdeye aktardığı için…

     Öğrenciler, Rüştü Onur ile Muzaffer Tayyip’e uzak değiller. Onlardan birer şiir okuyarak devam ettiğim konuşmamda, Garip Akımının öncülerinden Orhan Veli’nin “Son yıllarda Zonguldak üç büyük yetenek yetiştirdi: Biri Rüştü Onur, biri Kemal Uluser, biri de Muzaffer Tayyip. Bu ne biçim keder! Üçü de arka arkaya öldüler.”diye tanımladığı Zonguldaklı şairler; Rüştü Onur 22, Muzaffer Tayyip Uslu 24 ve Kemal Uluser de 29 yaşında yaşama veda ettiklerini söyledim.

      Onur ile Uslu’nun, Zonguldak kültür ve sanatında büyük önem taşıyan iki değer olduğunu da belirttiğim konuşmamda, Rüştü Onur’un eşi Mediha Sessiz’in Bitlis’in Şerefhanoğlu sülalesinden, dolayısıyla da Bitlislilerin eniştesi olduğunu, söyledim.

     Rüştü Onur’un Mediha Sessiz’le İstanbul-Zonguldak seferini yapan Anafarta Vapuru’nda tanıştıklarını ve bu tanışmanın iki gencin hayatını değiştirdiğini aktardığım konuşmamda şu bilgilere de dikkati çektim; “Bu iki genç 18 gün evli kaldı. Mediha Sessiz 2 Kasım 1942’de tifodan, Rüştü Onur da ondan tam bir ay sonra 2 Aralık 1942’de ciğerlerinden kan gelerek yaşamını yitirdi. Mediha, Çingen kızı değil, annesi Ünyeli, babası ise Bitlis Eşrefhanoğulları sülalesindendi. Behçet Necatigil, Rüştü Onur’un hiç öğretmeni olmadı ama dostu idi, Muzaffer Tayyip Uslu’nun ise bir yıl öğretmenliğini yaptı. Mediha Sessiz, Kandilli Lisesi’ni bitirdikten sonra Beşiktaş’ta dokuma tezgahında çalışırken, memurluk sınavına girip kazanınca da Karabük Demirçelik Fabrikası’nda çalışmaya başladı. İlk hastalığı burada nüksetti. Mediha’ların Beşiktaş’taki evlerinin bulunduğu sokağın bir arkasında da Muzaffer Tayyip Uslu’nun evi bulunuyordu. Böylece Rüştü Onur ile Muzaffer Uslu’nun dostlukları ilerledi.”

     Daha sonra Rüştü Onur’un Zonguldak’ta “Şehir” adında bir dergi çıkarmak istediğini ama ömrü yetmediği için çıkartamadığını belirttiğim konuşmamı şöyle sürdürdüm;

VASİYETİ ŞEHİR 111. SAYIYA ULAŞTI

     Onur, 12 Eylül 1940'ta Necati Cumalı’ya yazdığı mektubunda, ‘Ey benim mektuplarıyla huzur bulduğum ve avunduğum kardeşim. Şehir’de buluşacağız. Her ne pahasına olursa olsun Şehir çıkacak… Şehir okuyucu kitlesinin karşısına yeni bir atmosferle çıkacak.’diyordu. Ömrü yetmediği için bu dergiyi çıkaramadı. Onun bu isteğini kendilerine bir vasiyet kabul eden şair ve yazarlar; İbrahim Tığ, Fahrettin Koyuncu ve Orhan Tüleylioğlu ‘Şehir’i çıkarmaya başladı. (Aralık 2004)  Zonguldak’ın tek edebiyat dergisi olan Şehir bugün 111.sayısına ulaştı. Şiirin merkezde olduğu bir şiir dergisi anlayışıyla, bir derya olan Türk şiirine katkıda bulunmaya çalışıyor.

USLU: ŞİİRLER SÖYLEMEK İSTİYORUM SİZLERE

    Konuşmamda Muzaffer Tayyip Uslu’yu da şöyle anlattım;

    Muzaffer Tayyip Uslu, 93 Harbi olarak da bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı nedeniyle İstanbul’a göçen bir Arnavut ailesinin torunu olarak 1922 yılında Fatih’te doğdu. Asıl adı Süleyman Muzaffer Uslu’dur. Babası Tayyip Talip, annesi Üsküdarlı Şükriye hanımdır. Muzaffer Tayyip’in Tayyar Azmi isminde bir ağabeyi ve Müfit İlyas adında da bir kardeşi vardır.

    Uslu, bunu şiirinde şöyle yazacaktı: Ben / Üsküdarlı Şükriye Hanımın / ortanca oğlu / Ve yirminci yüzyılın/ eli ayağı bağlı / zavallı şairi / Muzaffer Tayyip Uslu / Şiirler söylemek istiyorum sizlere / Siz sevgili insan kardeşlerime.

     Muzaffer Tayyip Uslu, komiser olan babası Talip Tayyip’in görevi nedeniyle ortaokul yıllarını Mersin’de geçirdi. Daha sonra babasının tayin yeri olan Zonguldak Kömür İşletmeleri’nde memurluğa başlamasıyla, ağabeyini babaannesi ile Mersin’de bırakarak küçük kardeşi ve annesiyle birlikte Zonguldak’a yerleşti. Kardeşi Müfit İlyas Uslu ile birlikte Mehmet Çelikel Lisesi’nde okurken Behçet Necatigil’in öğrencisi oldu ve onunla yakın dost olan Rüştü Onur’la tanıştı.  İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ndeki yüksek öğrenimini yoksulluğu ve hastalığı nedeniyle sürdüremediği için Zonguldak’ta ağır şartlarda çalışmak zorunda kaldı. Burada hastalığı ilerledikçe bir deri bir kemik kalır. 24 yaşında havasız ve karanlık baba evinde abdesthaneden yatağına götürülürken 3 Temmuz 1946 tarihinde annesinin kucağında yaşama veda eder.

YILMAZ ERDOĞAN HAYATLARINI FİLM YAPTI

     Ünlü yönetmen, oyuncu Yılmaz Erdoğan genç yaşta yaşama veda eden Zonguldaklı şairler; Rüştü Onur ile Muzaffer Tayyip Uslu’nun yaşamlarını “Kelebeğin Rüyası” adlı film (2013) beyaz perdeye taşıdı. Bu, sinema tarihimizde ilk defa şairlerin yaşamını konu alan bir film olma özelliğini taşıyor.

     Filmde, II. Dünya Savaşı döneminde Zonguldak'ta yaşayan genç şairler Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu'nun hayat hikayesi anlatıldı. 1940’lı yıllarda Zonguldak Mehmet Çelikel Lisesi’nde edebiyat öğretmeni olan Behçet Necatigil'le, şairlerin dostluklarını, sanat çalışmalarının konu edindiği filmde Rüştü Onur’u Mert Fırat, Muzaffer Tayyip Uslu’yu Kıvanç Tatlıtuğ ve Behçet Necatigil’i de Yılmaz Erdoğan canlandırmıştı.

     Bu söyleşi sonrasında Kelebeğin Rüyası filmini gençlerimizin beğenisine sunduk. Onlar da büyük bir sessizlik içinde filmi izlediler.

NEMRUT KRATER GÖLÜ

    Ertesi sabah Nemrut Krater Gölü’ne gidiyoruz; Halil İbrahim Özcan, Tülin Dursun, Zeynep Aliye, Hüseyin Alemdar, Ayten Mutlu ve Ben.

     Sönmüş bir volkan olan Nemrut Dağı’nın zirvesinde yer alan Nemrut Krater Gölü, Tatvan’a 45 kilometre uzaklıkta, deniz seviyesinden yüksekliği 2 bin 400 metre, yüzölçümü ise 10 km2. Kıvrıla kıvrıla, döne döne çıktığımız bu göle varışımız tam 1 saat sürdü. Nemrut’a tırmanırken karşımızda gördüğümüz yüksek dağlar ise Süphan ve Tendürek Dağlarıymış.

     Nemrut Gölü’nün dışarıya akıntısı olmadığı gibi tatlı bir su yapısına sahipmiş. Biz, gölün üzerinin karla kaplı olduğuna tanık oluyoruz. Sıcak ve soğuk göllerin bir arada bulunduğunu öğrendiğimizde de şaşırıyoruz. Gölde yaz aylarında konserler, yüzme yarışları, yelken gösterileri gibi etkinlikler yapılırmış. Bizler de muhteşem manzaralara tanık olduk bu gezimizde. Nemrut Dağı’nın güney yamaçlarında teleferik ve konaklama merkezlerini de gördük. Van Gölü manzarasını izleyerek kayak yapmak isteyenler bu keyfi mutlaka yaşamalılar.

GENÇLİK VE EDEBİYATIMIZ KONULU PANEL

    Etkinliğin 3.gününde Halil İbrahim Özcan’ın yönettiği, Ayten Mutlu ile Hüseyin Alemdar’ın konuşmacı olarak katıldığı “Gençlik ve Edebiyatımız” konulu söyleşi yapıldı. Konuşmacılar, edebiyatın, sözlerin ve fikirlerin bir anlam etrafında oluşturulması, düzenlenmesi olduğuna vurgu yaparak; “Gençlerin bol okuması, okuyarak bilgi ve birikim elde etmelerini ve bunun sonunda da yazma olgusunun kendiliğinden ortaya çıkacağından” söz etti.

     Şair Hüseyin Alemdar da konuşmasında, toplumların ilerlemesinde, modernleşmesinde sanatın, sanatçının ve edebiyatın büyük rol oynadığına işaret etti. Alemdar; “Sanat, edebiyat toplumları kaynaştırır, birleştirir, mutlu kılar. Şiirin, romanın, öykünün, resmin, sinemanın, tiyatronun ve musikinin evrensel dili nitelikli ve kalıcı eserlerle okuruna ulaştığında, bireylerin ve toplumların ilerleme yolunda büyük bir adım atılmış olur. Örneğin kitap okuma konusunda gençlerimiz genelde ‘hemencecik sıkılıyorum!’ diyorlar. Bunun altında yatan neden okuma temelinin sağlam olmayışıdır. Çocukluğunda okuma alışkanlığını kazandıramayışımız ve verdiremeyişimizdir. Kitap okumanın ona ne kazandıracağı bilincinde olmayan okumaya hiç sıcak bakmaz. Ama yine de okumaya teşvik etmek görevimiz olmalıdır” dedi.

    Halil İbrahim Özcan da, yazar-şairin kurgu bile olsa gerçeği çarpıtmaması gerektiğini belirterek; “Edebiyat bilinçli olarak yozlaştırılmaya çalışılan toplumun olmazsa olmazıdır. Gerçeğin güçlü sesidir.”diye konuştu.

ÇELİK: HER BESTEMİN YAŞANMIŞ BİR ÖYKÜSÜ VARDIR

    Aynı günün ikinci etkinliği de Kültür Bakanlığı Sanatçıları; Arif Çelik ile Orhan Ural’ın katıldığı “Türkü Söyleşisi ve Dinletisi” idi.

    Bir döneme damgasını vuran ve hâlâ çok sevilen; Pala Remzi, Ölmem mi (Töre), Nemrud'un Kızı, Urfalı Sevmiş, N'olursun gibi ölümsüz eserlerin bestecisi Arif Çelik, sazı ve sesiyle bir çok türküye hayat vermiş. İşte bu güzel insan yıllar önce de Tatvan ve Devrek’te öğretmenlik yapmış. Bu güzel türkülerin nasıl ortaya çıktığını anlatan Arif Çelik, her bir eserinin ortaya çıkışında yaşanmış bir olay olduğunu, dile getirdi.

     Aynı zamanda Bitlisli olan sanatçı Orhan Ural da, yöreye ait türküleri büyük bir ustalıkla seslendirdi. Ural, etkinlik günü yaşamını yitiren büyük halk ozanı Ali Kızıltuğ’u da anarak, eserlerinden örnekler sundu. İki usta sanatçı zaman zaman birlikte okudukları türkülerin arasına koydukları esprilerle de salondakilerin beğenisini ve alkışını topladı.

HAMİTOĞLU: SANATIN VE SANATÇININ HER ZAMAN YANINDAYIZ

    Kültür Merkezi’nde konuk sanatçı ve yazarlarla bir araya gelen Kaymakam ve Belediye Başkan Vekili Bülent Hamitoğlu, “Sanatın her alanını, sanatçının her çalışmasını desteklememiz, var olmasını sağlamamız gerekiyor.”ifadelerini kullandı.

     Hizan’da gençleri, öğrencileri sanat ve sanatçılarla buluşturmayı amaçladıklarını belirten Hamitoğlu, ”Sanat bir toplumun aynasıdır. Bizler de öğrencilerimizi, gençlerimizi sanat ve sanatçılarımızla buluşturan etkinlikler yapıyoruz. Bu etkinlik ve çalışmalar, özgür bireyler ve düşünen, tartışan, kendi kararlarını kendi verebilen toplum oluşturma çabasına katkıdır. Bu konuda kurum olarak ne gerekiyorsa yaptık, yapmaya da devam edeceğiz. Gelecek açısından bu çok önemli. Bu konuda emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Sanata ve sanatçıya sahip çıkmak her toplumun, kurumun görevi olmalıdır. Siz değerli sanatçılarımızı ilçemizde ağırlamaktan büyük bir mutluluk duyuyorum.”dedi.

     Hamitoğlu daha sonra konuklara günün anısına Hizan İpeğinin yer aldığı birer tablo hediye etti.

HİZAN’DA OKUL ZİYARETLERİ

    Etkinlik çerçevesinde bizlere okullar gezdirildi. Gittiğimiz okullarda çocuklarımıza şiirler okuduk, onlarla samimi sohbet etme olanağı bulduk. Çocuklar, zeki ve çalışkan geleceğe umutla bakıyorlar… Öğretmenleri de oldukça ilgililer öğrencilerine karşı. Bizlerle, konuk yazar ve şairlerle tanışmaktan büyük bir mutluluk duyan çocuklarımız bize bizler de onlara şiirler okuduk.

KİTAP İMZA GÜNÜ

     Etkinliğin son gününde ise Kültür Merkezi’nde düzenlenen kitap imza etkinliğinde, Halil İbrahim Özcan, Ayten Mutlu, Hüseyin Alemdar, Zeynep Aliye, Tülin Dursun, Taner Cindoruk ve İhsan Baran öğrencilere kitaplarını imzaladı.

     Sonuç olarak demeliyim ki; Hizan'ın, Tatvan’ın Bitlis'in batıdan göründüğü gibi bir imajı yok. Buralarda kültür var, sanat var, insan sıcaklığı var, misafirperverlik var. Var olsun Bitlisliler...

 

Advert
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
İHALE İLANINDA 5 KAT GÖSTERİLDİ MÜTEAHHİTE 8 KAT İZNİ VERİLDİ
İHALE İLANINDA 5 KAT GÖSTERİLDİ MÜTEAHHİTE 8 KAT İZNİ VERİLDİ
BAŞKAN SEMERCİ “GERİ VİTES” YAPTI
BAŞKAN SEMERCİ “GERİ VİTES” YAPTI