Advert
ANNE, BABA, ÇOCUKLUK VE ŞİİR
İbrahim TIĞ

ANNE, BABA, ÇOCUKLUK VE ŞİİR

Bu içerik 1226 kez okundu.

      Babasızlığımdan mı nedir, oldum olası baba, anne ve çocukluk şiirlerini severim. Şiirlerimin de çoğu kez ana izleğini oluşturur bu üç kavram.

      “Baba, anne ve çocukluk” deyince Can Yücel’in, “Hayatta ben en çok babamı sevdim”, Metin Demirtaş’ın, “Babalar pek anılmaz şiirlerde/ Annelerdir daha çok sözü edilen”, Cemal Süreya’nın, “Annem çok küçükken öldü / beni öp, sonra doğur beni”, “Sizin hiç babanız öldü mü?/ Benim bir kere öldü kör oldum?, Ziya Osman Saba’nın, “Haydi çocuklar, haydi / Salıncakları kurun! /Başka dallarsa, eğilmiş:/ -Yemişlerimizden buyurun!”, Necip Fazıl’ın, “Sanma bir gün geçer bu karanlıklar,/ Gecenin ardında yine gece var;/ Çocuklar hıçkırır, anneler ağlar, /Yaşlı gözlerinle kal anneciğim!” Ahmet Erhan’ın, “Anne ben geldim, üstüm başım /Uzak yolların tozlarıyla perişan” dizelerini ne zaman okusam, kulağımın pası temizlenir, anneliğin çocuk üzerindeki etkisi dalgalanır yüzümde. Çocukça, “Çoktan paralandı ördüğün kazak / Üzerinde yeşil nakışlar olan /Anne ben geldim, yoruldum artık/ Her yol ağzında kendime rastlamaktan” dizelerinden daha güzel nasıl anlatılır ki çocuk-anne ilişkisi.

      Ceyhun Atuf Kansu’da da görülür o çocuk sevinciyle annenin bir çocuk için ne anlam taşıdığı, annenin umut oluşu. Annesinin nefesini koklayabilmek için tılsımlar bulduğunu ifade ettiği dizelerinde Kansu, “Anne, bahar geliyor uyansana / Çık altın eşikte bekle beni,/ En güzel tılsımları buldum sana / Koklayabilmek için nefesini.” demekten kendini alamaz.

Annesini dünyanın en güzel varlığı olarak nitelendiren Nazım Hikmet’in şu dizelerindeki yoğun anlatım da yaşamdan büyük izler taşır: “Seni düşünürüm / anamın kokusu gelir burnuma / dünya güzeli anamın.”

       Ataol Behramoğlu da, “Annem yok artık./ Beni düşünen kalbi yok. / Bitti.” derken bir annenin göçüp gitmesine işaret eder ve bir kalbin yok olduğuna değinir.

       “Uyusun da büyüsün / derdin büyüdüm anne./ Bana o ak sütünden / Verdin, büyüdüm anne.” diyen Faruk Nafiz Çamlıbel de ninnili bir anlatımla annenin bir çocuğun büyümesindeki sütünün önemine değinir.

       Orhan Veli’nin ağlayarak uyanışının nedeni de annesini rüyasında ölmüş olarak görmesidir. Bu yüzden bu ânı şu dizelerle ifade eder:

       “Annemi ölmüş gördüm rüyamda. /Ağlayarak uyanışım”

       Elbette, annelerin hakkı ödenmez. Bize canlarından can veren, her yediğini karnındaki çocuğuyla paylaşan anneleri unutmak mümkün değildir. İşte Ümit Yaşar’da da böyledir bu sevgi:

        “Nasıl hatırlamam anacığım nasıl

       Kaç geceler bana ninni söylerdi

       Hasta olunca oydu başucumda bekleyen

       Biraz yorulmayayım, üzülmeyeyim, hemen

       Alır kucağına okşardı, saçlarımı öperdi.”

       12 Eylül darbesinin insanımızın üzerinden silindir gibi geçmesinden elbette şair Nevzat Çelik de etkilenmiştir. Şair idam cezasına çarptırılmıştır. İşte böyle bir ortamda (cezaevinde) kaleme aldığı “Şafak Türküsü” şiirinde Nevzat Çelik, bir idam mahkûmunun annesi ile vedalaşması teması üzerinde yoğunlaşır.

İşte bir bölüm o şiirden:

       “yani benim güzel annem /alacaşafağında ülkemin /yıldız uçurmak varken / oturup yıldızlar içinde /kendi buruk kanımı içtim”

       Yazımı Honore de Balzac’ın “Bir anne yüreği, dibinde her zaman af bulunan bir uçurumdur” sözüyle noktalıyorum.

DİĞER YAZILAR
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
KORONA EREĞLİ'DE CAN ALDI
KORONA EREĞLİ'DE CAN ALDI
KPSS TARİHİ AÇIKLANDI
KPSS TARİHİ AÇIKLANDI