Advert
Advert
Advert
DİVAN-I LÜGATÜ’T  TÜRK
İbrahim TIĞ

DİVAN-I LÜGATÜ’T TÜRK

Bu içerik 1548 kez okundu.

Türk dünyasının en eski Türkçe sözcüğü Divan-ı Lügatü’t  Türk’tür.

 Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılan bu sözlüğün iki amacı vardı:

Birincisi Araplara  Türkçeyi  öğretmek.

İkincisi de, Türkçenin Arapçadan daha üstün bir dil olduğunu  kanıtlamak.

*

Pek çoğumuz bu eserin ilk yazıldığı günden bu güne kadar bilinen tanınan bir  eser olduğunu zanneder. 

Ama öyle değildir.

Oysa değil.

Türk  Dünyası, evet bu eserin  varlığını bilir ama 1914 yılına kadar da hiç bir yerde rastlamamıştır. Yani hiç kimse bu eseri eline alıp okumamıştır.

Biz bu kitabın varlığından da ancak başka kitaplar sayesinde haberdar olduk

Bu sözlükten ilk söz eden Antepli Aynî diye de tanınan Bedreddin Mahmud’dur. “İkdü’l-Cuman fi Tarih-i Ehli’z-Zaman” adlı eserinin birinci cildinde Kaşgarlı Mahmud’un bu eserinden yararlanmıştır.

*

Başka!...

Aynî, kardeşi Şahabeddin Ahmed ile birlikte yazdığı “Tarihü’ş-Şihabî’de” de Divan-ı Lugatü’t-Türk’ten yararlanmıştır.

Daha sonra Kâtip Çelebi ünlü eseri Keşfü’z-Zünûn’da Divan-ı Lugatü’t-Türk’ü anmıştır.

*

Türk dünyasının çok merak ettiği bu sözlük ortalarda yoktur.

Eski  Maliye Nazırlarından  Nazif  Bey’in kitapları arasında bulunan bu sözlüğün kendisi de farkında değildir değerli bir eser olduğunun.

Ölmeden önce, yakını olan bir kadına bu sözlüğü hediye eder Nazif bey.

Ve şöyle der ona:

-Bu  kıymetli bir kitaptır. Başın sıkışınca bunu satabilirsin. Ama 30 liradan  aşağıya  satma!

Bir süre sonra kadın kitabı alıp Bayezıt’taki Sahaflar Çarşısında Burhan adlı bir sahafa bırakır ve:

-Bunu benim için  sat. Sen kaça satarsan sat, bana 30 Lira ver yeter!

*

1914  Yılın başlarında Türk Kütüphaneciliğinin babası Ali Emiri Efendi her  zamanki gibi sahafları dolaşır. İşte tam bu sırada Sahafçı Burhan’ın dükkanında  Divan-ı  Lügatü’t  Türk’ü  görünce  heyecan  ve sevinçten kalbi duracak gibi olur. Hemen 30 lira kitap için 3 lira da sahafçıya toplamda 33 liraya tikabı alır.

*

Ali  Emirî aldığı bu kitabı sağda solda anlatmaya başlar. “Bu kitap değil, Türkistan ülkesidir… Türkistan değil bütün cihandır. Türklük, Türk dili bu kitap sayesinde başka bir parlaklık kazanacak. Arap dilinde Sibeveyh’in kitabı ne ise bu da Türk dilinde onun kardeşidir. Türk dilinde şimdiye kadar bunun gibi bir kitap yazılmamıştır. Bu kitaba hakiki kıymet verilmek lazım gelse cihanın hazineleri kâfi gelmez… Bu kitapla Hz. Yusuf arasında bir benzerlik vardır. Yusuf’u arkadaşları birkaç akçeye sattılar. Fakat sonra Mısır’da ağırlığınca cevahire satıldı. Bu kitabı da Burhan bana otuz üç liraya sattı. Fakat ben bunu birkaç misli ağırlığında elmaslara, zümrütlere vermem…”

*

Kitabı Ziya Gökalp başta olmak üzere pek çok Türkçü görmek  ister ama Ali Emiri Efendi göstermez. Çünkü kitap oldukça dağınıktır.

Ali Emiri sözkonusu kitabın tamamı mı, yoksa bir bölümü mü merakı içindedir.

Bunu bilebilecek kişi de Kilisli Muallim Rıfat Efendi’dir.

Tam bu kitap üzerinde çalışan Rifat Efendi sayfalara numara koyar ve müödeyi verir:

-Bu  kitap  noksansızdır.

*

Daha sonra bu Talat Paşa’nın kulağına gider. Kitabın yok olmaması için kitabın bastırılmasını ister Talat Paşa.

Sonuçta,  I. Dünya Savaşı yıllarında Divan-ı Lügatü’t Türk, Ali Emirî Efendinin  isteği üzerine Kilisli Muallim Rıfat’ın editörlüğü ile bastırılır.

*

Kaşgarlı Mahmud bu eseri 25 Ocak 1072 de başlayıp 10 Şubat 1074’te bitirmiştir. Yani kamı tamına 840 seni sonra yeniden basılmıştır.

*

Divan-ı Lügatü’t Türk’ü ilk tercüme girişimi Azerbaycan’da oldu. Sovyet Bilimler Akademisi’nin Azerbaycan Şubesi, bu iş için Halid Said Hocayev’i görevlendirdi. Hocayev, 1935-37 yıllarında bu görevi tamamladı. Fakat Hocayev ve yardımcılarının başarısının mükafatı, ölüm oldu.

*

1937 yılında bu kez meşhur Uygur şairi ve eğitimcisi şair Muhammed Ali, Dîvân-ı Lügatü’t Türk’ü Uygurcaya tercüme ettiği için katledildi ve bütün çalışmaları yakıldı.

Bir  diğer  Uygur bili  insanı  Kutluk Şevki, hac yolculuğu sırasında uğradığı İstanbul’dan Kilisli baskısını alarak ülkesine götürmüştü. Ancak bilim dünyasına hizmet için giriştiği bu çaba maalesef sonu oldu.

Uygurlar, 1944 yılında Şarki Türkistan Devleti’ni kurduklarında, ilk iş olarak Divan-ı Lügatü’t Türk’ün tercümesi işine giriştiler. Bu iş için meşhur âlim İsmail Damollam görevlendirildi. Birinci cildin tercümesi tamamlanmıştı ki, Rusya ile Çin anlaşarak Şarki Türkistan Devleti ortadan kaldırdılar ve İsmail Damollam öldürüldü.

*

Kaşgar bölgesinin Valisi Seyfullah Seyfullin, maddi kaynak da ayırarak tanınmış şair ve tarihçi Ahmed Ziyaî’yi, Dîvân-ı Lügatü’t Türk’ün tercümesi için resmen görevlendirdi. 1952-54 yılları arasında Divanın tercümesi tamamlandı ve Pekin’e basılması için gönderildi. Baskının giderleri de Kaşgar valiliği bütçesinden ayrılmıştı. Ancak Pekin “karşı devrimcilik ve milliyetçilik” suçlamaları ile Ahmet Ziyaî’yi yirmi yıl ağır hapse mahkûm etti ve Ziyaî cezaevinde işkence altında can verdi, divanın bütün tercümeleri de yakıldı.

*

Yılmayan Uygurların bir başka girişimi, 1960-63 yıllarında, Çin İlimler Akademisi Sincan Bölümü Müdür Yardımcısı Molla  Musa Sayrani tarafından hayata geçirildi. Fakat hem Sayrani hem yardımcıları öldürüldü. Ayrıca tercümenin metinleri de yakıldı.

 

Uygurların Divan’a merakı bütün bu olanlara rağmen azalmamakta aksine artmaktaydı. Dîvân-ı Lügatü’t Türk, İbrahim Muti’in yönetiminde oluşan 12 kişilik komisyon tarafından tercüme edildi. Bu tercüme ile Divan, 1981-84 yıllarında Urimçi’de 3 cilt halinde ve 10 bin nüsha basıldı.

Divan-ı Lügatü’t Türk, Kazakistan ve Azerbaycan’da ise SSCB’nin yıkılışından sonra yayınlanabildi.

DİĞER YAZILAR
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
175 NÜFUSLU KÖYE 9 MUHTAR ADAYI
175 NÜFUSLU KÖYE 9 MUHTAR ADAYI
İBRAHİM TIĞ’DAN SÖYLEŞİ VE İMZA GÜNÜ
İBRAHİM TIĞ’DAN SÖYLEŞİ VE İMZA GÜNÜ