Advert lt="Advert" border="0" />
Advert
Advert
OKUMA NOTLARIM -11-
İbrahim TIĞ

OKUMA NOTLARIM -11-

Bu içerik 815 kez okundu.

    Dergilerin Kasım-Aralık 2016 sayılarını okumanın mutluluğu içindeyim. Dergi ya da kitap okurken notlar alıyorum. Çiziyorum önemli bulduğum yazı ve şiirlerin altlarını.

 

    İnsancıl da:  

    İnsancıl dergisinin Aralık 2016 sayısında, Müyesser Karaibrahim’in “Bir Çoban Yıldızı Mustafa Necati” başlıklı yazısından bir bölüm:

    “2 Ocak 1929 Cebeci Asri Mezarlığı… Milli eğitim bakanı, Mustafa Necati; Millet Mektepleri’nin mimarı toprağa veriliyor… Henüz 35 yaşında. Millet Mektepleri’nin resmi açılışı 1 Ocak 1929 günü gerçekleşirken, O yaşama veda ediyor…”

     Bu yazı bana yıllar önce okuduğum şu olayı anımsattı:

     Yıl 1925 Öğretmenlerin aylıklarının il bütçesinden ödendiği yıllarda İçel’de öğretmenlere maaşları ödenmez. Öğretmenler Birliği Başkanı, durumu Ankara’ya bildirir. Bakan Mustafa Necati, valiye 24 saatte öğretmenlerin aylıklarını ödemesini, aksi takdirde o ildeki tüm öğretmenleri başka illere atayacağını bildirir. Vali öğretmenlere aylıklarını derhal öder. Bakan Mustafa Necati, İçişleri Bakanıyla görüşür ve valinin öğretmenlerin aylıklarını ödeyebiliyorsa, neden ödemediğini sorar. Öğretmene ve eğitime böylesine duyarsız bir valiyle çalışamayacağını söyler.

 ***

 

   Kitap-lık da:  

    Kitap-lık dergisinin Kasım-Aralık 2016 sayısında dosya konusu: sansür.

Yalçın Ermağan’ın hazırladığı dosya, “sansür: yasaklama, denetleme, toplatma” başlığını taşıyor. Hande Sonsöz’ün “Sesi Kısılan Bir tür: Roman” başlıklı yazısından, 1923-1970 yılları arasında 15 romanın yargılandığını, 3 romanıyla yargılanan yazarların başında Samim Kocagöz’ün geldiğini öğreniyoruz. Samim Kocagöz’ün, Fındık Yaprakları ( 1946), Onbinlerin Geri Dönüşü ( 1957) ve Bir Karış Toprak ( 1964) romanlarının yanı sıra; Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Ben Deli miyim ( 1924), Vâlâ Nurettin’in Rahipler ve Rahibeler (1931), 1944 yılında İlhami Bekir Tez’in Taşlı Tarladaki Ev, Turan Aziz Beler’in Türedi Ailesi , Sait Faik Abasıyanık’ın Medar-ı Maişet motoru, Reşat Eniş’in Ekmek Kavgası, Despot, Aziz Nesin’in Azizname (1948), Reşat Enis’in Toprak Kokusu (1948), Mahmut Makal’ın Bizimköy (1950), Fakir Baykurt’un Yılanların Öcü(1958) ve

Sevgi Soysal’ın Yürümek ( 1970) adlı romanlarında yargılanan romanlar arasında olduğunu görüyoruz.

    1930-1960 yılları arasında Yargılanan / Yasaklanan Şiir Kitapları da şöyle: Nâzım Hikmet’in 835 Satır, Jokond ile Si-Ya U, Varan 3, Sesini Kaybeden Şehir(1931) Gece Gelen Telgraf (1933), Hasan İzzettin Dinamo’nun Vatan Şarkısı (Kabine Kararıyla-1942), A.Kadir’in Tebliğ (1943), Rıfat Ilgaz’ın Sınıf (1944), Sabahattin Ali’nin Değirmen, Dağlar, Rüzgar (1944), Cahit Irgat’ın Rüzgarlarım Konuşuyor, Rıfat Ilgaz’ın Yaşadıkça (1948), Şükran Kurdakul’un Milli Kurtuluş Şarkısı (1951),  Cahit Irgat’ın Ortalık (1952), Rıfat Ilgaz’ın Devam (1953), İlhan Berk’in Günaydın Yeryüzü (1954), 1956 yılında ise; Melih Cevdet’in Yanyana, Şükran Kurdakul’un Giderayak, Arif Damar’ın Günden Güne, Metin Eloğlu’nun Sultan Palamut ve İlhan Berk’in de Galile Denizi (1958).

     Dergide Sami Akbıyık’ın “Dünün Dil Yarası, Bugünün Gönül Yarası Oldu” başlıklı yazısından da;  Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhurbaşkanlığı yaptığı  (1923-1938) döneminde de 501 eser yasaklanmış. Bu sayı 1938-1945 İnönü döneminde 280’e düşmüş, 1951-1960 yılları arasında Celal Bayar döneminde 602’ye yükseldiğini öğreniyoruz.

 

***

    Akatalpa da:  

    Her sayısında şiire ve şiir çözümlemelerine odaklanan Akatalpa'nın Aralık 2016 sayısında yer alan Turgay Değermenci’nin “Acı”  ile Nevzat Konşer’in “Makas” isimli şiirlerini beğendim. Her iki kardeşimin şiirleri anlam yüklü, şiirlerin büyüsü insanı kıvandırıyor. Değermenci ve Konşer şiirin nasıl yazılacağını biliyor. Bu yüzden sarmalıyor bu güzel şiirler insanı.

    Bu iki şiiri aynen alıyorum buraya:

 

ACI

 

I.

“Toprak her yerde topraktır,

Nerede ölürsem

Orada gömün beni” derdi Sakine ablam

Ve yumdu gözlerini

Almanya gurbetinde.

 

II.

 “Yunanistan’a gittin be çocuk”

Derdi babam,

Telefona her uzandığında

Kırmızı güller,

Mor menekşeler

Getirmemi bekliyor şimdi

Karaköy mezarlığında.

 

III.

Yüksel ablam söylüyor gecenin içinde

Beyaz atlı şimdi geçti buradan

 

Ah! Ömrüm tükendi

Beyaz atın terkisinde

 

Mutsuzum

Ecelim mi kişnedi ne?/

 

Turgay Değirmenci

 

1)      Sakine Demirel

2)      Yüksel Özkasap

 

*

 

MAKAS

 

                -eskiye ve silinmemişe-

 

bazen eskileri kaldırmak çözüm değil

bir düz yazı bile yetebilir bazen bir anıyı çağırmaya

kimine göre kimilerinin gözü de kalabilir üzerinde

kimine göre kıçı kırık bir sandaldır bazı adamlar

oysa gemiler yanmıştır avlusunda bazı denizlerin

tayfalar varamamıştır bir tek bunun farkına!

 

sen iyisi mi dünyayı mutlu etmeyi dene

çünkü herkesin karşısında az biraz mutsuz bir dünya vardır…

mutlu olmak için çalışma, mutlu etmek için kendini dağıt

sarhoş olup ayık bir öpücük yükle zamanın dudağına

sonra azar azar unut bütün bunları

 

bazen eskileri kaldırmak çözüm değil

sandıklar ne kadar derin olsa da kokuyor içleri

ama yıkanmıyor, temizlik bir anı için oldukça lüks

bir anı için geçmişe danışmak lazım!

 

Yazgının dallandığı yere makas vurulmuyor!

 

Nevzat Konşer

 

***

 

    Kıyı da:

    Hemen belirteyim Kıyı bir hazine. 55.yıldır sesleniyor Trabzon’dan. Bende de büyük emeği vardır Kıyı’nın. İlk şiirlerim Kıyı ve Karşı’da yayınlanmıştı yıllar önce.

   Hüseyin Atabaş “Mustafa Kemal, Barış ve Che Guevara” başlıklı yazısında barışı işlerken günümüz Türkiye’sine göndermeler yapıyor. Ülkeyi yönetenlerin Atatürk’ü anlamadıklarını, onun ilke ve devrimlerinden sapılarak ülkenin kötü bir duruma getirildiğine değiniyor ve soruyor: Lafazanlık kolay. “Fırat kıyısında bir kuzu yitse sorumlusu benim” diyen kabadayılar neredeler?  Bir Atatürk’ün söyleyip yaptıklarını düşünün, bir de bugünkü aymazların söyleyip yapamadıklarını düşünün…

    Haksız mı?

*

     Derginin “Atardamar” bölümünün konuğu Ahmet Özer. 20’li yaşlarda başladığı sanat yaşamında 50.yılına ulaşmış Ahmet Özer. Ahmet Özer çalışkan, araştıran, üretken ve neyi nasıl yazacağını bilen bir şair. Ahmet Özer, Yazar sorumluluğu üzerine neler söylemek istersiniz?, sorusuna şu yanıtı veriyor:

     -Bunun en güzel yanıtı yazdıklarını yayımlamaktır. Onca insan çok şey düşünür, düşündükleri içinde kalır. Kimileri yazar, bir kenara koyar. Ölümünden sonra bu notlar mirasçıları için ilginçlik taşır. Kimiler de alabildiğine yazmanın yarışına girer. Her yazı karşınızdakinin konumuna bir göndermedir. Gerçek yazarlar okurunun bulunduğu konumu yükseltmek için çaba gösterirler. En zor koşullara göğüs gererek savaşım verirler. Amaç kendine, kentine, ülkesine ve dünyaya duyulan sorumluluktur. Aydın olmanın temelinde, düşündüklerini, doğru düşünceyi paylaşmak vardır.

 

***

    Sözcükler de:

    Dergide Nâzım Hikmet’in manevi kızı Prof. Anna Stepanova ile Ogonyok dergisinin 12.09.2016 tarihinde yapılan söyleşinin çevirisi yer alıyor. Söyleşinin başlığı; Kızı, Nâzım Hikmet’i Anlattı: “En Yakınları Bile İhbar Etmişti”.

    Anna Stepanova, Nâzım Hikmet’in son eşi Vera Tulyakova’nın kızı.

    İşte o söyleşiden bazı satırbaşları:

    -Nâzım Hikmet aynı zamanda Atatürk’e çok saygı duyardı. Atatürk zamanında Türkiye’de yaşanan değişimler Hikmet’in algısında yer alıyordu.

    -Nâzım hapisteyken, kuzeniyle aşk yaşamış, bu aşktan da ona bir oğlan çocuk, Memet doğmuştu. Memet şimdi Fransa’da insanlardan uzak yaşıyor.

    -Nâzım Türkiye’den  bir sandalla kaçmıştı. Türk makamları “Nâzım Hikmet Kanunu’yla onu vatandaşlıktan çıkarmışlardı.  Nâzım’ı uzun süre yayımlamamışlar, yasaklamışlardı.

    -Şimdi pek hatırlanmıyor ama  Nâzım Hikmet ülkemize ilk kez 1921’de, 19 yaşındayken gelmiş, Komünist Üniversitesi’nde öğrenim görmüştü ve Ruşça biliyordu.

    -Stalin ile Nâzım hiçbir zaman görüşmediler.

    -Nâzım Hikmet, Mayakovski gibi,  bir şair olarak komünizme inanıyordu.

    -Annemle tanıştıklarında her ikisi de bekar değildi.

    -Simonov ile dosttular.

*

     Dergide yer alan Mustafa Köz’ün “Görüntüler” başlıklı şiirinden iki dize:

    “Ağzı yüzü sana benzer yalnızlığın

     ya bir dirhem neşe ya bir dirhem hüzün.”

     Ne kadar lezzetli ve tadı olan dizeler bunlar. Şiir işte bu…

 

***

 

    Tmolos da:

     Tmolos’un Kasım 2016 sayısında, Halit Payza 16 Eylül 2016’da yaşamını yitiren büyük sanatçı Tarık Akan’ı konu edinerek; “Tarık Akan da Beyaz Ata Bindi” başlığını kullanıyor. Şöyle diyor Payza; “Akan toplumsal mücadelenin içinde oldu.  Onu 1 Mayıs yürüyüşünde. Tekel işçi çadırında, Silivri polis barikatlarını zorlarken de görebilirsiniz. Üzerine düşen aydın sorumluluğunu hiçbir dönemde yadsımadı.” Gerçekten de öyle. Akan’ı büyük kılanda budur.

*

   “Kim ister ki bir başına çaresizce ölmeyi

    Ve tam aşkı buldum derken kaybetmeyi” Ahmet Avcı’nın bu dizeleri de güzel.

 

 ***

 

    Beşparmak da:

    Beşparmak’ın Kasım-Aralık 2016 tarihli sayısında; Samim Kocagöz’ü anlatan, Ahmet Zeki Muslu’nun “Samim Bey ya da Samim Ağabey” ve Talat Avcı’nın “Samim Kacagöz ve Yılan Hikayesi” başlıklı yazılarını beğenerek okudum.

    Muslu’nun yazısı şöyle başlıyor: “Burhan Günel; Bu ülkede iki tane verimli ve ünlü ova vardır. Biri Çukurova biri de Büyük Menderes Ovası’dır. Bu ovalar tarımsal olarak verimli oldukları kadar, yazar ve sanatçı yetiştirme açısından da verimlidir. Çukurova’dan yetişen yazarların başında Yaşar Kemal’in, Büyük Menderes Ovası’ndan yetişen yazarların başında da Samim Kocagöz’ün adını saymıştı.”

    Muslu, Yaşar Kemal ile Samim Kocagöz’ün eserlerini de şöyle karşılaştırıyor:

    “Samim Karagöz yerinin tarihini, toplumsal yapısını, töresini ve dilini çok bilmektedir. Bu nedenle Romalarını bu bilgilerini göz ardı etmeden kaleme alır. Yaşar Kemal’deki ağaların acımasızlığı onun çizdiği bey karakterlerinde yoktur. Merhamet ve sevgi daha ağır basar.

    Dil konusunda da Yaşar Kemal’den ayrılır. Samim Karagöz’de yerel ağız yoktur. Oysa Türkmenleri ve Yörükleri anlatmaktadır. Kahramanlar hep İstanbul ağzıyla konuşur. Zorunlu kalmadıkça yerel ağzı kullanmaz.”

 

***

    Bireylikler de:

    Bireylikler’in Kasım-Aralık2016 sayısında,  Mesut Aşkın’ın “Harf Kanı” ve Murat Esmer’in “Leylalı Gazel” şiirleri güzel. Büyük bir beğeniyle okudum bu şiirleri. Aşkın’ın şiirinin tamamını:

 

HARF KANI

 

bir sözcükten sekmiş harfim

kimi vurdum bilmiyorum

annelerin ağıtları benim için değil

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
YILSONU ETKİNLİĞİ YOĞUN İLGİ GÖRDÜ
YILSONU ETKİNLİĞİ YOĞUN İLGİ GÖRDÜ
DEVREK ÖZTÜRK İLE MASAYA OTURDU
DEVREK ÖZTÜRK İLE MASAYA OTURDU