Advert
Advert
Advert
YEŞİL GECE
İbrahim TIĞ

YEŞİL GECE

Bu içerik 354 kez okundu.
Reklam

YEŞİL GECE

 

     Reşat Nuri’nin unutulmaz eserlerinden biri olan Yeşil Gece, Türk romanında Cumhuriyet sonrası işlenen konular göz önüne alındığında önemli bir yer teşkil eder.

     Dönemin romancıları, eserlerinde genellikle Milli Mücadele’yi işleyen konuları yazmalarına rağmen Yeşil Gece‘de Reşat Nuri, Milli Mücadelenin yanı sıra, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini oluşturacak laiklik konusunu irdeler.

     Özellikle halkımızın en hassas duygusu olan ‘din’ konusunda, İslam dinini yobazların, gericilerin elinden kurtarmak gerekliydi. Bunun yanında din ile devlet işlerinin de birbirinden ayrılması,  dinden yana da dine karşı da olmayan laiklik olgusunun yeni cumhuriyetimize yerleştirilmesi açısından büyük bir önem taşır Yeşil Gece.

    Ülkemizin Kurucusu Büyük Önderimiz Atatürk bir gün Reşat Nuri’ye; “Bana softalığı yeren bir roman yaz.”der. İşte Reşat Nuri’nin Yeşil Gece romanını kaleme almasının nedeni budur.

    Cumhuriyetin ilk yıllarında kaleme alınması sebebiyle radikalliği ön planda olan ve bir propaganda özelliği taşıyan Yeşil Gece, esas itibariyle idealist bir öğretmenin kendi iç çatışmalarından yola çıkarak yine ideal bir nesil yetiştirme çabasını başarılı bir şekilde anlatmıştır. Fakat bunu yaparken işlediği temanın ölçeğinden biraz sapmış, fikrinin savunuculuğunu yapmak adına dini bir önyargı oluşturmuştur.

      “Yeşil” renk üzerinden değerlendirirsek buna bir İslamofobi denebilir. Oysa Reşat Nuri’nin anlatmak istediği sadece çıkarcı, gerici bir avuç softaya ve hurafecilere karşı mücadeledir. Bir anlamda, Yunan işgali sırasında düşmanla işbirliği yapan sakallı ve sarıklı softalardır. Bu yüzdendir Cumhuriyet devrimcisi kimliğine bürünerek Şahin Bey’e saldırmaları.

      Sadece Şahin Hoca’nın gözünden anlatılması ve düzenbaz, saldırgan yobazların ön plana çıkarılarak toplumun diğer kesimine pek de fazla değinilmemesi romanı güdümlü olmaktan kurtaramamış.

*

      Mustafa Kemal Atatürk’ün, Reşat Nuriye ‘Çalıkuşu’ romanı için söyledikleri kayda değerdir: “Cephede attan düşüp sakatlandığımda, sizin Çalıkuşu romanınızı okuyarak zaman geçirdim. Romanın sayfaları ilerledikçe çektiğim acıyı unuttum.”

 

 

ŞEYH İBRAHİM

     XVI. yüzyılın gerçekçi ozanı Şeyh İbrahim, çağının ötesinde, ilersinde bir aydın. Görüşleri çağımız aydın insanını anımsatıyor:

     Âlem cisimdir âdem can

     Âdem cümle eşya kul

     Evrenin bir nesne, insanın bir nesnenin bir parçası; bu nesneden türemiş olan bir can, bir varlık olduğunu apaçık belirliyor. Çağımız bilimcilerinin de vardığı sonuç bu: Bütün varlıklar, bu arada insan doğanın bir parçasıdır. Yeryüzünde gördüğümüz bütün eşyalar insanın hizmetindedir. Ağacın masaya dönüşümü insanın eylemiyle olmuştur. Şimdiye değin hiçbir tanrının topraktan çanak yapıp insana sunduğu görülmemiştir. Nesneler, becerisi, yeteneğiyle kendine ya da türlerine yararlı duruma koyan insandır. Kısaca, yeryüzünde biçimlendirilen her şey doğrudan doğruya insana değin. Bu yüzden de:

     Âdeme cümle eşya kul

     Dizesi anlamlıdır. Bu, doğa yasalarını anlayan, kavrayan bir düşünceyi muştuluyor! Değerlendirilmesi gereken bir aşama. Binlerce yıl Anadolu halkının yaratıcılığına koşut bir düşünce atılımı.

     

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
GALİBİYETİ UNUTTUK: 3-2
GALİBİYETİ UNUTTUK: 3-2
BÜYÜKŞEHİR ASKIYA ALINDI
BÜYÜKŞEHİR ASKIYA ALINDI