Advert
Advert
Advert
OKUMA NOTLARIM-18
İbrahim TIĞ

OKUMA NOTLARIM-18

Bu içerik 520 kez okundu.
Reklam

 

     Dergileri büyük bir titizlikle okumayı sürdürüyorum. Yaba (106), Berfin Bahar (239), TMOLOS (69), Akatalpa (217) ve Mavi Yeşil ( 109) gibi dergileri okumayı bitirdim.

    Dergileri okurken tuttuğum yazıları sizlerle paylaşmak istiyorum.

 

    Yaba da:

    Yaşar Günenç, “Mansurun Tanrılaşma ve Şeytanlaşma Serüveni” başlıklı yazısında, insanı özü bakımından tanrısal bir varlık olarak niteleyen ve “Enel Hak yani Ben Tanrının ta kendisiyim” deyişiyle katı görüşlü Müslümanları şoka uğratan Hallac-ı Mansur’u konu edinmiş. Yazı öğretici olduğu kadar da bilgilendirici. Ben beğenerek okudum bu yazıyı.

    Yine aynı dergide yer alan, Melek Koç’un ‘Kerime Nadir’i kaleme aldığı yazıyı da beğenerek okudum. Kerime Nadir 39 roman, 1 öykü ve 1 anı kitabı yayınlamış, bir kuşağın en çok okunan yazarıdır. ve eseri filme alınan

    Eserleri en çok filme alınan yazar olan Kerime Nadir’in 39 romanından 20’si filme alınmış. Muazzez Tahsin Berkand’ın ise 17 eseri.

    Melek Koç, Kerime Nadir’in Romancının Dünyası adlı kitabından ünlü eseri Hıçkırık’la ilgili bir anısını aktarıyor:

     Hıçkırık gazetede tefrika edilecek, ama çok uzun, okurun sıkılmaması için biraz kısaltılması gerekiyor. Bunu da gazetenin editörü yapacak ve Nadir’e yayınlanmadan önce haber verecekler:

   “Roman geldi. Ben onu mürekkeple yapılmıştı. Birçok sahifenin kısmen ya da baştanbaşa çizilmiş olduğunu görünce şaşırdım.

    Halil Lütfi dördüncü parmaklarını birbirine geçirdi, boynunu büktü ama kesin bir kesin ifade ile:

   -“Bazı bölümler çok uzun tutulmuş,” dedi. “Pasajlarda gereksiz ayrıntılar olduğundan onlara kıymak zorunda kaldık. Bu kadar büyük bir romanı tefrikalar kaldırmaz, yayını bir yıldan fazla sürer o zaman okuyucuyu bıraktırır…”

    Sustuğumu ve üzüldüğümü görünce yine gülümsedi:

    -“Böyle şeyler olacak, alışacaksınız. Yayın hayatı sizin isteklerinize uymaz. Hele başlangıçta.”

    Sözün kısası, böyle beş yüz sahi felik Hıçkırık’ımın hemen üçte biri atılmış oluyordu. Dudaklarım titreyerek:

    -“Kim yaptı bu gaddarlığı?” diye sordum.

    Halil Lütfi bey bir an sustu. Sonra bir sır verir gibi:

  -“Nazım Hikmet” dedi.

*

     Yaba’da 1983 yılında yayınlanan Abdullah Rıza Ergüven’in “Şiirimizde İnsan-Tanrı Savaşımı” başlıklı yazısını yeniden yayınlayarak 35 yıl sonra yine okuyucularıyla buluşturuyor. Türk edebiyatında Tanrıya kafa tutanların şiir ve şairleri inceliyor.

     Kaygusuz Abdal’dan:

     “Kıldan bir köprü yapmışsın

     Gelsin kullar geçsin deyu

     Hele biz şöyle duralım

     Yiğit isen sen geç tanrı”

 

     TMOLOS da:

     Dinçer Kaya’nın “Abide Adam Harid Fedai” başlıklı yazısından Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin en önemli araştırmacı yazarlarından, edebiyatçı harid Fedai’nin aramızdan ayrıldığını üzüntüyle öğreniyorum.

     Kuzey Kıbrıs’ta bulunduğum 90’lı yılların başında tanımıştım Harid Fedai ağabeyi. Harid Fedai, Kıbrıs Türk kimliğinin tanıtılmasında büyük çaba gösterdi. 30’un üzerinde kitabı bulunan Fedai’nin makaleleri bulunuyordu. 87 yaşında aramızdan ayrılan Harid Fedai ağabeyin toprağı ve ışığı bol olsun.

*

     Yine TMOLOS da yer alan Mehmet Ali Tan’ın “Kayıp Öküz” adlı öyküsünü çok beğendim. Öykünün konusunu köy yaşantısı ve bir oğlun öküzünün annesi tarafından pazara götürülüp satılmak istenmesi oluşturuyor. Yerel şive ve ağzın kullanılarak oluşturulan bu öykünün anlatımı da kuvvetli.

*

    Umut Kutbay’ın “Çocuk Neyzen” başlıklı yazısını da beğenerek okudum. Taşlama ve hicivleriyle tanınan şair Neyzen Tevfik’in çocukluğundan söz edilen yazıda son söz Sunay Akın’a bırakılıyor:

    -Oyuncakları çocuklarına düşleri, hayalleri çoğalsın diye değil, oyalansın diye alan bir milleti oyalamak, ne kadar da kolay oluyor!

 

     Berfin Bahar da:

     Nihat Taytaş’ın “Bedia Muvahhit’i Anmak” başlıklı yazısı önemli. Yazıdan, “Bedia Muvahhit Cumhuriyet yönetiminde sahneye çıkan ilk Müslüman kadın oyuncu. Osmanlılar’da da sahneye çıkan ilk  Müslüman oyuncu kadın ise Afife Jale’dir.” bilgisini öğreniyoruz.

     Bedia Mavahhit yaşamı boyunca 200’ün üzerinde oyunda ve 10’a yakın filmde oynamış bir güzel insan. 1923 yılında, Türkiye’de çekilen filmlerde rol alan kadın oyuncularımız şunlarmış: Neyyire Neyir, Bedia Muvahhit, Helena Artinova ve Jenya Moris.

*

     Derginin benim için favori yazarı Arif Tekin. Hiçbir yazı ve kitabını okumadan geçmedim. Büyük bir beğeni ve incelikle takip ettiğim bu aydınlanma yazarı Arif Tekin, bu sayıda “Kur’an da İsra Olayı”nı bütün ayrıntılarıyla ortaya koyuyor. Tekin’in yazılarının en büyük özelliği ise bilimsel kaynaklar göstermesidir.

*

     Derginin bir başka aydınlanma yazarı da Cazim Gürbüz. Kur’an da şarap ve kumarın yasaklandığını ama diğer keyif veren, kafa yapan uyuşturucuların tanrı tarafından yasaklanmadığını iddia ediyor. Buna gerekçe olarak da Muhammed’in sara nöbeti geçirdiğini ve bu bağlamda bunları kullanıldığını savlıyor. Yazının bir yerinde de büyük gezgin Evliya Çelebi’nin de Afyonkarahisar’da 17.yüzyılın başlarında sadece esnafın değil, kadınlarında afyon kullandıklarını şaşkınlıkla anlattığını, dile getiriyor.

     Dergide Dinçer Kaya’nın “İpek Sabahlık Bir Suat Derviş Romanı” başlıklı yazısında, ezilenlerden yana tavır alan, gazeteci yönüyle de büyük bir kişiliğe sahip olan Suat Derviş hanımı anlatıyor. Fosforlu Cevriye, Suat hanımı saygıyla anıyorum.

 

     Akatalpa da:

     Derginin bu sayısında yer alan Hüseyin Alemdar’ın “Yas, VI” ve Gökhan Ertekin’in “Kuytu Kuyu” adlı şiirlerini büyük bir beğeni ile okudum. Anlatımı, sözcük seçimleri oldukça başarılı bu şiirlerin.

     Alemdar’ın şiirinden bir bölüm:

     “Selam sana hüznümün gizli başyapıtı Ağrı

      kanağrı şehrim benim

      k

      ân—

      bildim demek gibi büyük

      buldum kadar küçük

 

      âh, büyülü küçük!”

*

      Bir diğeri, Gökhan Ertekin’in şiirinden bir bölüm:

      “Bir mendil yalnızca erkek ağzıyla konuşur vedaya

       Oysa kadına ne çok yakışır oyalı fesleğen nakışı

       Gümüş külleri sererdik alnımızın kenar süslerine

       En çok avuç içlerimiz küfrederdi

       Çıldırış anı saklambaçlı sokak aralarında

                                                     kuytu kuyuydu”

      Kutluyorum bu iki şairimizi…

*

     Akatalpa’nın hemen her sayısında Osman Serhat Erkekli’nin “Günlük” başlığı adı altında yazıları yayınlanıyor.

      Gerçi bunlara günlük demeye bir şahit ister!...

      Sevil Avşar şöyle dedi, böyle dedi, yok, dedi, var dedi…

      Sanırsınız ki, Sevil Avşar feylesof!...

      Şiiri bilir, sanatı bilir!... Oysa hiçbir şeyi bilmediği de kesindir…

      Buradan Ramis dara ağabeyime sesleniyorum.

      Böyle ipe sapa gelmez günlüklere yer vermeyin o güzel Akatalpa/mız/da!...

 

      Mavi Yeşil de:

      Dergilerin son sayılarından en güzel şiir Mavi Yeşil de yer aldı. 19 yaşında, Rize doğumlu, lise öğrencisi Emrehan Parlak’a ait olan “Çıkmaz Sokaklar Şarkısı” başlıklı şiiri çok beğendim. İnsanın içini açıyor, sözcük seçiminin yerli yerinde olması,  şiiri kuvvetlendirip olumlu kılıyor. Bu genç kardeşimizin şiir adına edebiyatımız adına önü açık. Kutluyorum kendisini.

     Mavi Yeşil dergisinin yöneticisi dostlarımın affına sığınarak bu şiirin tamamını buraya ödünç alıyorum:

 

ÇIKMAZ SOKAKLAR ŞARKISI

 

Kekeme şarkılar söyledim

Dizerken kurşuna duygularımı

Sabahlar, avuçlarıma sığar sandım

Yanarsa geceler baştan sona

 

Kaçamadım alevler giyinmekten

Dağlar kadar kan içtim

Seyrettim üzerinden duman kalkan rüyalarımı

 

Anladım,

Her hüzünlü çığlığın ülkesidir yüreğim

Oturup eridiğim kaldırımlardır yuvam

Kadim bir dosttur karanlık

Ve aydınlık, yaralı bir kuş

Uçurumlara kanat çırpmaktan başka ne ki yaşamak…

Sordum, boğazıma takılan son yalanı yutarak:

Sokakları çıkmaz olan bu dünyada

Nedir benim olan?

Kırık bir ayna

Bir de silinmiş kimlik

Ömrümün cebinde biriken işte bunlar!

 

Emrehan Parlak

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
ÇAYCUMALI ÇOCUKLARIN BİSİKLET SEVİNCİ
ÇAYCUMALI ÇOCUKLARIN BİSİKLET SEVİNCİ
TÜNELDE FECİ KAZA 8 YARALI
TÜNELDE FECİ KAZA 8 YARALI