Advert
Advert
TÜRKİYE’DE KORPORATİZM…

TÜRKİYE’DE KORPORATİZM…

Bu içerik 718 kez okundu.

2O. yüzyıl egemen Türk siyasal düşüncesi, hatta daha yüksek bir soyutlama düzeyinde Türk kamu felsefesi korporatisttir. İdeolojik ve kültürel yapılar gibi, tek parti döneminde yerleştirilen ve l980'den sonra da başta 1982 Anayasası olmak üzere o döneme önemli geri dönüşleri temsil eden yeni düzenlemelere uğratılmış kurumsal yapılar da esas olarak korporatisttir. Genelde solidarist dayanışmacı; zaman zaman, yer yer de faşizan ve faşist tonları ve dozlarıyla korporatisttir. Bu nedenle de Türkiye'de politik ideolojik "merkez" ortada değil, hep sağda olagelmiştir.

   Her iki alt-türü de anti-Marksist ve anti-Sosyalist olan ve kapitalizme anti-liberal bir teorik-moral rasyonel sağlamaya çalışan korporatizm, tanımı gereği sağ bir ideoloji ve dünya görüşüdür. Korporatizm, toplumu, Atatürk'ün deyişiyle birbirilerinin "lazımı ve melzumu" olan, birbirlerini uyum içinde tamamlayan organlardan (meslek zümrelerinden) oluşan bir organizma olarak görür. Hem liberalizin bireyciliğini, hemde sosyal sınıfların varlığını, sınıf çatışmasını, emek-sermaye çelişkisini reddeder. Bütünsel bir "kamu çıkarı"nı ve "ulusal çıkarı" meydana getiren mesleki çıkarların toplamının, devlet-işveren-işçi üçgeni içind.e gerçekleştiğini ileri süre r. Bu da, siyasal temsil ve karar alma-düzeyinde gevşek ya da sıkı korporatif kurumsal yapılarla sağlanır. İki alt türünden biri olan solidarist korporatizm daha çoğulcu ve ılımlı devletçi, öbür alt-türü faşist korporatizm ise tekçi ve totaliterdir. Değişen derecelerde otoriter ve devletçi ara-biçimler teoride ve pratikte çeşitlilik gösterir. Korporatizm, rekabetçi bireyci liberal kapitalizme Marksizm’in yönelttiği üretim anarşisi ve sınıfsal sömürü eleştirisindeki isabet payını görüp, kapitalizmin sınıf çatışması riskini gidermeye yönelik korporatist kapitalist bir kuram geliştirmiştir. Korporatizm liberal kapitalizmin bencil bireyciliğinin parlamentarizminin "anarşik demokrasi”ye ye yol açtığını ileri sürmüş; ya doğrudan doğruya korporasyonlara ve korporatif meclislere, ya da daha gevşek karma ekonomik konseylere ve idari devletçiliklere başvurmuştur.

   Türkiye’deki egemen korporatist düşüncenin ilk ve hala en yetkin sistematik düşünürü ise Ziya Gökalp'tir. Türkiye’deki aşırı ve ılımlı sağ akımlar ve partiler, silahlı kuvvetler, klasik Kemalistler, "Kemalist sol" ve "sosyal demokratlar" (SHP ve DSP), hatta belli ölçülerde bazı bazı sol gruplar ayrıntılardaki farklılıkların ötesinde, son tahlilde sahip oldukları temel düşünsel kategoriler bakımından, bu korporatist şemsiyenin altındadırlar ya da korporatist düşünceden nasiplerini değişen derecelerde almışlardır.

   Bu durumda Ziya Gökalp'ten ibaret olmayıp, Türk siyasal yaşamının en önemli ve en problematik konularından biri olan Kemalizmdir. “Hissimin Babası Namık Kemal, fikrimin babası Ziya Gökalp” diyen Atatürk'ün düşüncesiyle Ziya Gökalp'in düşüncesi arasındaki mesafe bir iki adımdır. Kemalizm/Atatürkçülük ise27 Mayıs 1960'dan sonra tekrar yarı-resmi ideoloji, l2 Eylül 1980’den sonra ise artık mutlak-resmi ideoloji yapılmıştır.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
YARGILANACAKSINIZ!
YARGILANACAKSINIZ!
SENİN YATACAK YERİN YOK!
SENİN YATACAK YERİN YOK!