Kim ne derse desin !), evet, Lozan, bir diplomasi zaferidir. Evet, Lozan, Türkiye Cumhuriyeti’nin tapu senedidir. Evet, Lozan, Sevr ile tamamlandığı düşünülen bir suikastın sonuçsuz bırakılmasıdır. Ama aynı zamanda, bizi Lozan’da siyasi ve diplomatik zafere götüren yolun en başında da Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve İkinci Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü arasındaki kardeşlik hukuku gelir.
Bizzat Nutuk’ta anlatıldığı şekliyle temmuzun ortalarında Lozan Konferansı sona erer. İmza töreni öncesi taraf ülkeler, başkentlerine varılan mutabakatın detaylarına ilişkin bilgilendirmelerde bulunurlar. İsmet İnönü de dönemin başbakanı Rauf Bey’e, 16 ve 17 Temmuz 1923 tarihlerinde, anlaşmanın detaylarını içeren raporları iletir. Ancak Rauf Bey’den olumlu veya olumsuz bir yanıt gelmez. Bu gelişme üzerine İnönü, Mustafa Kemal Atatürk’e, mevcut hükümetin sessizliğine ilişkin üzüntüsünü içeren bir telgraf çeker. Telgraf, şu cümlelerle bitmektedir: “Hükümetten teşekkür beklemiyoruz. Yaptığımız işlerin eleştirilmesi ulusa ve tarihe bırakılmıştır.”
Atatürk, Nutuk’ta, İnönü’nün üzüntüsüne şu satırlarla hak verir: “Büyük ve tarihsel sorumluluk yüklenerek imzasını kullanacak olan kişinin ne denli bir güçlük içinde olacağı düşünülürse İsmet Paşa’nın üzüntüsünü ve acı duymasını haklı görmek gerekir.’ Ve Atatürk, İnönü’ye şu telgrafı yollar: ‘Kazandığınız başarıyı en sıcak ve içten duygularımızla kutlamak için, usul gereği, anlaşmanın imzalandığını bildirmenizi bekliyorum, kardeşim.’ Bu telgraf, İnönü’yü oldukça rahatlatmıştır. Atatürk’e şu yanıtı gönderir: ‘Her dar zamanımda Hızır gibi yetişirsin. 4-5 gündür çektiğim azabı düşün. Büyük işler yapmış ve yaptırmış adamsın. Sana bağlılığım bir kat daha artmıştır. Gözlerinden öperim. Pek sevgili kardeşim, aziz şefim.”
Nutuk’tan devam edelim. Atatürk, Nutuk’ta; İsmet Paşa, 24 Temmuz 1923 günü anlaşmayı imzaladı. Kendisini kutlama zamanı gelmişti. O gün şu telgrafnameyi yazmıştım: ‘Ulusun ve hükümetin yüce kişiliğinize vermiş olduğu görevi başarı ile sonuçlandırdınız. Ülkeye yararlı sıra sıra işlerle örülü olan ömrünüzü bu kez de tarihsel bir başarı ile taçlandırdınız.’
Yine Atatürk’ün sözleri ile aktarmak gerekirse ‘Lozan Anlaşması, Türk tarihinde bir dönüm noktasıdır. Türk Devleti için siyasal bir zafer oluşturan bu anlaşmanın Osmanlı tarihinde eşi yoktur. Bu antlaşma, Türk milletine karşı yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Anlaşması ile tamamlandığı sanılmış büyük bir suikastın sonuçsuz kaldığını bildirir bir belgedir.’
Demek istediğimiz; evet, Lozan, bir diplomasi zaferidir. Evet, Lozan, Türkiye Cumhuriyeti’nin tapu senedidir. Evet, Lozan, Sevr ile tamamlandığı düşünülen bir suikastın sonuçsuz bırakılmasıdır. Ama aynı zamanda, bizi Lozan’da siyasi ve diplomatik zafere götüren yolun en başında da Atatürk ve İnönü arasındaki kardeşlik hukuku gelmektedir. Atatürk ve İnönü, aralarında kan bağı olmaksızın, son derece içten ve samimi bir şekilde birbirlerini kardeş kabul etmişlerdir. Bir tarafta Atatürk’ü en sıkıntılı dönemlerinde kendisine Hızır gibi yetişen biri olarak değerlendiren İnönü, diğer taraftan İnönü’yü ‘Ülkeye sıra sıra yararlı işlerle örülü bir ömür’ olarak nitelendiren bir Atatürk. Ancak İnönü de Atatürk’ü yanıltmadı. Savaş meydanlarında kazandığı tecrübe ile oturduğu ve son derece titiz bir diplomatik ve siyasi müzakereci olduğunu gösterdiği Lozan masasından başarı ile kalktı. Bu sayededir ki Atatürk, Ankara’da daha da güçlendi. Yeniden başa dönecek olursak; Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri elbette Milli Kurtuluş Savaşı, TBMM ve Lozan Anlaşması ile birlikte atılmıştır.
Öte yandan, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu belgesi olan Lozan Anlaşması’nın imzalandığı 24 Temmuz’un bayram olarak kutlanması gerektiğini de düşünüyoruz. Bu duygu ve düşüncelerle Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Atatürk’ün kendisine duyduğu güvenle Lozan’daki masadan başarı ile kalkan İsmet İnönü’yü, milli mücadelenin kahramanlarını ve tüm şehitlerimizi şükran ve rahmetle anıyoruz.
Yaşasın Lozan yaşasın Türkiye Cumhuriyeti!...







