Eğitim- Sen Devrek Temsilciliği, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla bir mesaj yayımladı. Yayımlanan mesajda şu ifadelere yer verildi:
“25 Kasım 1960'da Dominik Cumhuriyeti'nde faşist Trujillo diktatörlüğüne direndikleri için katledilen Mirabel Kardeşlerin anısına ilan edilen kadına yönelik şiddete karşı mücadele gününü kadın olmanın direngenliğiyle karşılıyoruz. Şiddetin kaynağında erkek egemen siyasetin uygulamaları, eşitsizlik, dinselleştirme ve savaş politikaları bulunduğunun bilinciyle mücadelemizi büyütüyoruz.
Her gün evde, işte, sokakta şiddete maruz kalmak, birer ikişer öldürülmek istemiyoruz. Şiddetle daha etkili bir mücadele sağlamaya yönelik düzenlemeler yapılmasını istiyoruz.Kadınların emekleri üzerindeki denetim ilkokuldan üniversiteye kadar, mesleği icra etme imkânı veren çeşitli eğitim ve öğretim kurumlarından dışlanması, belirli mesleklere girmelerinin engellenmesi, işe alım uygulamalarında ayrımcılık yapılması, çalıştıkları işte yükselmelerinin önlenmesi, evlenmeleri durumunda çalışma yaşamının dışına çıkartılmaları veya bazı hakları kısıtlanarak kalmalarına izin verilmesi, işten çıkarmalarda erkeklere kıyasla önceliğin kadınlara verilmesi, daha düşük ücret ödenmesi gibi çok farklı biçimlerde yaşanıyor.
Kamusal hizmet kapsamında devletlerin sorumluluğunda olması gereken çocuk, hasta, yaşlı, engelli bakımı gibi hizmetler kadına yükleniyor. Kadınlar bu nedenle istihdamdan kopuyor ya da istihdam alanına giremiyor. Kadınlar kamusal alandan, sosyal yaşamdan, üretimden uzaklaşmak zorunda bırakılıyor. Bu koşullar altında her beş kadından yalnızca biri kayıtlı, tam zamanlı istihdama erişebiliyor. Kadın işsizliği ise her zaman olduğu gibi tüm işsizlik türleri içinde en yüksek orana sahip olanı. Güncel verilere göre, genç işsizliği yüzde 32,3 iken genç kadın işsizliği yüzde 41,1. Kadınların eğitime katılım oranı artsa da işsizlik oranında ciddi bir değişim olmuyor. Türkiye’de her gün en az 4 kadın katlediliyor. Yapılan yasal düzenlemeler ve cezasızlık politikaları ile failler cesaretlendiriliyor. Ve bu politikaların sonucu kadınlar için daha fazla şiddet, taciz, tecavüz ve katliam anlamına geliyor.
Erkek yargı cezasızlık politikalarında ısrar ediyor, failleri aklıyor, şiddeti meşrulaştırıyor. Kadına yönelik şiddetin, ayrımcılığın ortadan kaldırılması için önleyici, caydırıcı ve koruyucu mekanizmalar oluşturulmuyor. Medeni haklar tartışmaya açılıyor, yargı paketleri ile kazanılmış tüm haklarımız elimizden alınmak isteniyor. konomik kriz, yoksullaşma ve güvencesizlik, kadınların hem çalışma yaşamında hem ev içinde şiddete daha açık hale gelmesine neden oluyor. Kamusal kreşlerin olmaması, bakım yükünü kadınların omuzlarına yıkarak çalışma hakkını sınırlıyor.
Kadına yönelik şiddet ferdi bir sorun değil, toplumsal bir sorundur. Devletin tüm kurumlarıyla sorunu çözme görevi vardır. “Toplumsal cinsiyet eşitliği” anaokulundan başlayarak yaşamın her alanında bireylerin eğitiminin içine alınmalıdır. Kadına yönelik şiddetin tüm biçimleri için etkin bir mücadele mekanizması oluşturulmalı, çıkarılacak yasalarda bu konulara özen göstermelidir. Şiddet mağdurlarının soruşturma ve yargılama aşamasında karşılaştıkları güçlükler, yeniden kişinin mağduriyetine yol açmayacak şekilde düzenlenmelidir.
Cinsiyetçi iş bölümünü derinleştiren politikalara son verilsin. Toplumsal cinsiyete duyarlı bütçe ile bütçe kaynakları savaşa, güvenlikçi politikalara, sermayeye değil, kadınların güvenli ve güvenceli istihdama ve hizmete ulaşmasına harcansın! Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik politikalar geliştirilsin ve hayata geçirilsin. Ev işleri ve çocuk bakımı yükünü hafifletmeye yönelik kamu politikaları yapılsın. Doğurup doğurmayacağı, nasıl, ne zaman ve kaç çocuk doğuracağının kararı kadınlara bırakılsın. Kadınların güvenceli istihdama, kaynaklara ve olanaklara erişim hakkı garanti altına alınsın. Erkek şiddetine ve kadınlar üzerindeki erkek denetimine karşı önleyici ve koruyucu tedbirler alınsın, cezasızlık politikalarına son verilsin.
Yaşamın her alanında eril alanları dönüştürmeye, eşitlik ve özgürlük mücadelesini yükseltmeye, dayanışma ile birbirimize yurt olmaya hayır diyemeyiz. Öyleyse her yerde mücadelemizi büyütelim. Hep birlikte özgürleşelim, özgürleştirelim. Unutmayalım ki kadınların söyleyecek sözü, değiştirecek gücü var.
Biliyoruz ki dünyayı biz kadınlar güzelleştirecek ve özgürleştireceğiz.
Bugün fazla denilerek hedef alınan haklarımız bize bahşedilmedi. Siyasetten ekonomiye, hukuktan eğitime ve aileye kadar toplumsal hayatı düzenleyen tüm alanlarda eşitlikçi haklarımızı mücadele ederek kazandık. Biz kadınlar milyonlarız. Üreten mücadele eden, yaşatan, yaşamı var edenleriz.
Eğitim Sen olarak, onurlu bir gelecek için mücadele ediyoruz. Toplumsal cinsiyet kalıplarına karşı, yaşasın EŞİTLİK VE ÖZGÜRLÜK…”







