İbrahim Tığ
Devrek'in köklü kültürel miraslarından biri olan Dibek Taşı, büyüleyici bir geçmişi bünyesinde barındırır. Bu miras bazen en sessiz, fakat en güçlü tanıklarıyla köy meydanlarında bazen de evlerin bahçelerinde karşımıza çıkar.
Bir zamanlar imece usulüyle çalışılan dibek taşları günümüzde teknolojiye yenilmiş olsa da ihtişamıyla anılarımızda, anlatılarımızda toplumsal hafızanın bir parçası olarak yerini almıştır.
Eskiden insanımız buğday ve mısırlarını dibek taşında döverek işlerdi. Burada işleren buğday bulgura, mısır ise keşkeğe dönüşürdü.
Büyük bir taşın oyulmasıyla yapılan bu geleneksel araç, hem iş görür hem de insanları bir araya getirirdi. Dibek başında sohbetler yapılır, türküler söylenirdi. Özellikle kadınlar dibek başında toplanır, imece usulüyle hem çalışır hem dertleşirdi. Dibek taşı, bir mutfağın değil, bir köyün kalbiydi.
Anadolu'nun bazı bölgelerinde “soku” taşı olarak da adlandırılan Dibek Taşı'nın tokmağına da “soku" denilir. “Dübek” olarak da bilinen, Anadolu'da geleneksel olarak kullanılan dibek; taştan yapılan, geniş bir havan türüdür.
Dibek ya da dübek türkülerimize de konu olmuştur.
İşte bir Ankara türküsü: "Dağda da dibek olur mu / İplikten elek olur mu / El gızının da goynunda / Uykuda da dölek olur mu?". Bir başkası Isparta'dan:
"Evlerinin önü bulgur dibeği (vay vay dibeyi vay) / Sokuya (da) vurduk sıra (da) ağlar bebeği (vay bebeyi vay)". Kırşehir'den: "(nari de) vur dibekler inlesin / (nari oy) çal bilekler oynasın / (nari de) vur dibekler inlesin / (nari oy) çal bilekler oynasın" ve son olarak da Aksaray'dayız: "Oturmuş oya örer / Soku da bulgur döğer / Dönüp de bakmıyordu / Çoktan unutmuş meğer."








