İbrahim Tığ
Türkülerimizde “mapushane”lerin özel bir yeri vardır. Çeşitli nedenlerle “mapushane”lere düşen insanımız, özlemin, yalnızlığın, sevgiye susamışlığın, horlanmanın, dışarda olup bitenlerden habersizliğin, dört duvar arasındaki çaresizliğin gitirdiği bu yaşam diliminde, mahpusluğa, mahpushaneye ithaf edilen şiirler yazmış, türküler yakmıştır. İşte yazdığı şiir ve yaktığı türkülerle hayat bulmayı, gönül eğlemeyi, umutsuzluğunu yenmeyi, sahici duygularla ortaya koymuştur.
İnsanımız, mapushaneyi, kimi şiir ve türkülerde zindan, kimilerinde ise içer, içeri, kuyu ve kafes olarak nitelendirmiştir. Böylece, türkülerle başlangıcın-sonun, ölümle-ölümsüzlüğün, tükenişle doğuşun buluştuğu yer olarak görmüştür mapushaneyi. Ahmed Arif, “Haberin Var Mı?” şiirinde;
“Haberin var mı taş duvar?
Demir kapı, kör pencere,
Yastığım, ranzam, zincirim,
Uğrunda ölümlere gidip geldiğim
Zulamdaki mahzun resim.
Görüşmecim yeşil soğan göndermiş.
Karanfil kokuyor cigaram
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin...” derken “içerisi”nin tasvirinin yanında dışarıya özlemini anlatır.
Bir Bartın türküsünde de;
“Mapushane içinde mermerden direk
Kimimiz onbeşlik a canım kimimiz kürek
İdam cezasına dayanmaz yürek
Böyle de düştüm zindana, yanar yanar ağlarım
Demir de parmaklıktan a canım bakar döner ağlarım” denilerek, Birinci Dünya Savaşı’na çağrılan “onbeşli-k”ler ile ağır hapis cezası olan “kürek” anımsatılarak idam cezasına yüreğin dayanmayacağı ifade edilir. Belki de “Onbeşli-k” savaştan kaçtığı için düşmüştür mapushaneye.
Sözü, 1887-1999 yılları arasında tam 112 yıl hapishane olarak kullanılan, o meşhur Sinop Cazaevi’ne getirmek istiyorum. Daha doğrusu ünlü yazar ve şairlerin bu cezaevine neden “konuk” olduklarına, hangi gerekçelerle “içeri” girdiklerine.
SİNOP SÜRGÜNLERİ
23 Ocak 1913 tarihinde başını Enver ve Talat Beylerin çektiği bir grup İttihat ve Terakki üyesi tarafından hükûmet binası Bâb-ı Âli'ninbasılarak kanlı bir darbe girişimi yapılmıştı. İttihatçılar, baskın sırasında Nazım Paşa’yı ve daha üç kişiyi vurarak Kamil Paşa hükümetinin istifa etmesini ve sadrazamlığa Mahmud Şevket Paşa’nın gelmesini sağladı.
Karşıt gruplar tarafından İttihat ve Terakki iktidarına son vermek amacıyla başlatılan ve “31 Mart Ayaklanması” (13 Nisan 1909) olarak bilinen ayaklanma,Mahmud Şevket Paşa’nın yanı sıra önde gelen İttihatçıların da ‘ortadan kaldırılmasını’ amaçlıyordu. Ama öyle olmadı, Selanik'ten gelen askerî birlikler tarafından bastırıldı ve cemiyet eskisinden daha güçlü bir şekilde iktidara yerleşti.
Bu ayaklanmanın bastırılmasında ve II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesinde rol oynamış Osmanlı Sadrazamı ve Harbiye Nâzırı Mahmud Şevket Paşa (1856, Bağdat - 11 Haziran 1913, İstanbul), 11 Haziran 1913 günü Beyazıt Meydanı'nda makam otomobilinin içindeyken uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürüldü.
Bu suikast aslında, kanlı bir hükümet darbesi girişiminin ilk adımıydı. Ama beklenen sonucu vermedi; tersine, İttihat Terakki’nin ‘tam iktidar’ dönemini başlatmış oldu.
İşte, bu suikastin hemen ertesi günü İstanbul Muhafızı Cemal Paşa, acilen bir dizi önlemler aldı. Bunlardan biri de, adı “muhalife çıkmış kimselerin sürgün” edilmesiydi.Bu olayla olayla doğrudan ilişkisi bulunmayan -aralarında devlet memurlarının da bulunduğu- muhaliflerle İstanbul’daki ‘serserive işsiz takımı’, Bahr-ı Cedid vapuruyla Sinop’a gönderildiler.
Sürülen aydınlar arasında Refik HalidKaray, Osman Cemal Kaygılı, Refi CevadUlunay gibi gazeteci ve yazarlar,sonradan Türkiye komünistlerinin lideri olacak Mustafa Suphide vardı. Tanin gazetesine göre,sürülenlerin sayısı 322’ydi.
Bazı kaynaklar bu sürgün kararıyla aydınların Sinop Hapishanesi’ne konulduğunu yazmaktadır ki bu doğru değildir. Çünkü sürülen bu kişiler sadece Sinop’ta yaşamak zorunda bırakıldı.
İşte Sinop Sürgünleri:
Mustafa Suphi:
Aynı zamanda Türkiye Komünist Partisi (TKP)’nin kurucusu Mustafa Suphi, 1912 yılında İtihatçılardan ayrılarak Milli Meşrutiyet Fırkası’na katılır. Bu fırkanın yayın organı İfham gazetesindeki yazılarının büyük etki yaratması ve ilgi toplaması İttihatçıların hoşuna gitmez. Çünkü bu yazılarında Mustafa Suphi, İttihatçı rejimin halk düşmanlığı yaptığı ve haksız savaş yaklaşımları yaptığını sert bir dille ifade etmiştir. İşte bu İttihatçıları eleştiren yazıları nedeniyle Şevket Paşa’ya yapılan suikast bahane edilerek tüm muhalif kalemlere karşı girişilen operasyondan Suphi de payını alır ve 1913 yılında 15 yıllığına Sinop’a sürülür ve oradan da bir kayıkla da Rusya’ya kaçar.
Mustafa Suphi’nin 4 Ağustos 1883 tarihinde Giresun’da başlayan yaşamı, 21 Ocak 1921’de Karadeniz açıklarında yoldaşlarıyla birlikte İttihatçılar tarafından katledilişleriyle son bulur. Mustafa Suphi katledildiğinde 37 yaşındadır.
Hüseyin Hilmi:
OsmanlıSosyalist Fırkası (15 Eylül 1910)’nın önde gelen kurucuları arasında yer alan ve ilk genel başkanı olan Hüseyin Hilmi,namı-ı diğer İştirakçi Hilmi (d. 1885, İzmir),Mahmud Şevket Paşa suikastının ardından İttihat ve Terakki tarafından başlatılan muhalefete yönelik tasfiye sonucunda 1913 yılında Sinop’a daha sonrada Çorum ve Bâlâ’ya sürülür.
I. Dünya Savaşı’nın sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi (1918)’ni izleyen günlerde İstanbul’a döner.Hilmi Bey, 15 Kasım 1922 gecesi Kalkandereli Ali Haydar isimli bir polis tarafından vurularak öldürülür.
Ölümünün ardındaki gerçekler aydınlatılamamış olsa da faili meçhul şekilde devlet eliyle öldürülmüş olduğu (özellikle de polis şefinin azmettirdiği/emir verdiği iddia edilmiştir) kabul edilmektedir.
Ahmet Bedevi Kuran:
1886-(24 Ocak) 1966 yılları arasında yaşayanAhmet Bedevi Kuran, iyi bir Prens Sabahattin taraftarı ve İttihat ve Terakki muhalifiydi.
Prens Sabahaddin ise, II. Meşrutiyet’in ilanından sonra ülkeyi yöneten İttihat ve Terakki’ye karşı muhalif düşüncenin önderi ve Türk siyasi tarihinin ilk muhalefet partisi olan Osmanlı AhrarFırkası'nın kurucusudur.
İşte, İttihat ve Terakki’ye muhalifliği nedeniyle 1913’de önce Bodrum’a sonra da Sinop’a sürüldü ve buradan Sivastopol’e kaçtı.
Refik Halit Karay:
(15 Mart 1888, İstanbul-18 Temmuz 1965, İstanbul)
Mahmut Şevket Paşa’nın öldürülmesiyle başlayan ve bu suikastı sonrasında İttihat ve Terakki muhalifi olması ve karşı yazıları nedeniyle 1913'te önce Sinop'a sürüldü. Buradan da Çorum, Ankara, ve Bilecik'e gönderildi.
Karay, İstiklal Savaşı aleyhine yazdığı yazılar nedeniyle de vatan hainliğiyle suçlandı, Yüzellilikler listesine alındı. Uzun süre yurt dışında, Beyrut ve Halep'te sürgün yaşadı. Mustafa Kemal Atatürk'e yazdığı şiir ve mektuplarla, “Yüzellilikler” listesindekilerin affedilmesinde önemli rol oynadı. 16 senelik sürgün hayatının ardından 1938 yılının Temmuz ayında yurda döndü.
En önemli eserleri arasında;
Yezidin Kızı (1939), Çete (1940), Sürgün (1941), Nilgün (1950-1952), Bugünün Saraylısı (1954), Kadınlar Tekkesi (1956), Karlı Dağdaki Ateş (1956), Memleket Hikâyeleri (1919), Gurbet Hikâyeleri (1940) ve Bir İçim Su (1931) yer alır.
Osman Cemal Kaygılı:
Yazar Osman Cemal Kaygılı (4 Ekim 1890, İstanbul- 9 Ocak 1945, İstanbul), İkinci Meşrutiyet’in yeniden ilan edilmesi (23 Temmuz 1908) sonrasında İttihat ve Terakki Fatih Kulübü’ne üye olur.
1912’de Tepebaşı Tiyatrosu’nda İttihat ve Terakki aleyhinde düzenlenen bir gösteride fazla taşkınlık (!) yapması üzerine Mahmud Şevket Paşa’ya yapılan suikaste karıştığı şüphesiyle Sinop’a sürgüne gönderilir. Sinop’ta üç yıl kaldı. Döndüğünde Kıtaat-ı Fenniye Müfettişliği’ndeki görevine devam etti.
I. Dünya Savaşı’nın başlaması üzerine seferberlik ilan edilince seyyar tümenlerde kâtiplik yapar. Hastalığı nedeniyle 27 yaşında emekliye ayrıldı. Geçimini sağlamak için pazarcılık, vapurlarda biletçilik gibi çok çeşitli işler yaptı.
9 Ocak 1945’te mide kanserinden hayatını kaybetti.
Sinop’ta bulunduğu sürgün yıllarında edebi alanda yetişmesine Refik Halit ve Refi Cevat ona yardımcı olur.
En önemli eserleri arasında, Çingeneler (1939), Aygır Fatma (1944), Bekri Mustafa (1944), Antebin Hamamları (1944), Çuvalcı Şeyhinin Halefi (1923)
Bir Kış Gecesi (1923), Eşkıya Güzeli (1925) ve Perili Bostan (1925) bulunur.
Refii CevatUlunay:
(1890, Şam-4 Kasım 1968)
Mahmut Şevket Paşa’ya düzenlenen suikastten sonra İttihat ve Terakki'ye karşı Alemdar gazetesinde artan muhalif yazıları nedeniyle 1913’te Sinop’a, daha sonra da Çorum ve Konya'da sürgün hayatı yaşadı.
İttihat ve Terakki’den nefret eden Refii Cevat, I. Dünya Savaşı sonrasında yeniden yayınlamaya başladığı Alemdar gazetesinde İngiliz Muhipleri Cemiyeti lehinde yazılar yazarakpadişahı kurtuluşun tek alternatifi gördü ve İngiliz mandasını savundu. Yazılarında Milli Mücadele’ye karşı çıkarak hem Kuvayı Milliye’yi hem de Mustafa Kemal Paşa’yı ağır bir dille eleştirdi.
Milli Mücadelenin başarıya ulaşması üzerine RefiiCevad, 1922 yılı Kasım ayında İngilizlere sığınarak Türkiye’den ayrıldı.1938'de Yüzellilikler'in affedilmesi üzerine Türkiye'ye döndü.
SİNOP CEZAEVİ’NİN ÜNLÜ KONUKLARI:
Bazı kaynaklarda edebiyatımızın büyük ve ünlü ustaları; Nâzım Hikmet, Kemal Tahir, Cevat Şakir’in de Sinop Cezaevi’nde yattıkları ya da sürgün edildiği yazılı. Bu bilgi gerçek dışıdır. Çünkü bu konuda hiçbir kanıta rastlanılmamıştır.
Ama yine ünlü edebiyatçılarımızdan Sabahattin Ali, Kerim Korcanve Necip Fazıl,Sinop Cezaevinin konuğu olmuştur. Hatta Sabahattin Ali “Duvar” adlı öyküsünde Sinop Cezaevi’ni şöyle anlatır:
“Uzun zamanlar deniz kenarında ve surlar içindeki bir hapishanede kaldım. Kalın duvarlara vuran suların sesi taş oralarda çınlar ve uzak yolculuklara çağırırdı. Tüylerinden sular damlayarak surların arkasında yükseliveren deniz kuşları demir parmaklıklara hayretle gözlerini kırparak bakarlar ve hemen uzaklaşırlardı.”
Sabahattin Ali:
Toplumcu gerçekçi edebiyatın öncülerinden olan Sabahattin Ali 25 Şubat 1907’de Eğridere’de doğdu. 2 Nisan 1948, Kırklareli’de faili meçhul bir cinayete kurban gitti
41 yıllık yaşamına Kürk Mantolu Madonna, Kuyucaklı Yusuf, İçimizdeki Şeytan, Kağnı, Ses gibi çok önemli roman ve hikayeleri sığdıran ünlü yazar SabahattinAli de Sinop Cezaevi’nin konuğu oldu. Hem de 10 ay.
Sabahattin Ali’nin hapse atılmasının nedeni de şöyle:
Konya’da öğretmenlik yaptığı sırada ekonomik sıkıntılar yaşayan Sabahattin Ali, burada yayın yapan ve sahibinin Cemal Kutay olduğu Yeni Anadolu gazetesinde çeviri ve öykülerini yayımlar. İlk romanı “KuyucaklıYusuf”un da bu gazetede tefrika edilmesi konusunda Cemal Kutay’la anlaşır. Roman, Haziran 1932’de bu gazetede tefrika edilmeye başlar ve okurların büyük ilgi ve beğenisini kazanır. Gazetenin satışında beklenmedik bir artış olur. Ama Kutay anlaşılan telifi ödemeyince Sabahattin Alide tefrikayı 26. sayıda yarım bırakır. Bunun üzerine Cemal Kutay ile araları açılır ve olaylar giderek sertleşince Cemal Kutay, Sabahattin Ali’nin Atatürk’e hakaret ettiğini iddiasıyla onu şikayet eder. Mahkeme, Sabahattin Ali’nin 22 Aralık 1932 tarihinde tutuklanarak Konya Hapishanesi’ne konulmasına karar verir. Burada 3 ay kaldıktan sonra Sinop Cezaevi'ne gönderilir. 10 ay süren tutukluluğunun ardından Cumhuriyet'in 10. kuruluş yıl dönümü nedeniyle çıkan genel aftan yararlanarak serbest kalır.
Kerim Korcan:
(31 Ocak 1918, Aktefek Köyü, Hendek - 9 Kasım 1990)
Toplumcu gerçekçi edebiyatın en önemli temsilcilerinden biri olan, büyük yazar Kerim Korcan da Sinop Cezaevi’nin konukları arasında yer alır.
1938'de Donanma Kor Askeri Mahkemesi'nde isyan suçlusu olarak yargılandı ve 12 yıl ağır hapse mahkum edildi. Sinop Cezaevi’nde 10 yıl yattıktan sonra tahliye edilerek Devrek Topçu Alayı’na askerlik yapmak için getirilir.(1948)
Korcan, Sinop Cezaevi’ndeyken kaleme aldığı “Tatar Ramazan”, “Linç” ve “İdamlıklar” hikaye ve romanlarında insanları derinden etkileyen, duygusal yönlerini alabildiğine harekete geçiren bir anlatımla hapishane gerçeklerini konu edinmiştir.
Örneğin,
“Ceza istediği kadar uzun olsun…Yeter ki mahpusane koridorları kısa olmasın. İnsan bir kere voltaya düştü mü her şeyi unutur. Neden böyledir bu? Çünkü volta cezanın törpüsüdür.” (Tatar Ramazan: 37)
“Mahkûm da yaşadığı cemiyetin şartlarına sıkı sıkıya bağlıdır. Dışarıda kar yağarken, içerde bahar olmaz, katiyen olmaz; mutlaka mahpusane de
uyacaktır dışarıdaki havaya” (Linç: 171)
“Ayancıklı Ömer” hikayesinde mahkumlar türküler söylerken bile, cezaevinde işlemiş oldukları suçtan değil de savcının gavurluğu yüzünden bulundukları yanılsamasının içindedirler:
Ey mitteyim mitteyim
Bahçen kavunluk mudur?
Attın bizi zindanlara!
Dünya gavurluk mudur? (İdamlıklar: 8)
Mehmet Zekeriya Sertel:
(1890, Ustrumca-11 Mart 1980, Paris),
Resimli Ay dergisinin ilk yıllarında yayınlanan, yazar Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın hapishane anılarını anlattığı “Asker kaçakları nasıl asılır?” başlıklı yazı nedeniyle Cevat Şakir ile birlikte derginin sorumlu müdürü olması nedeniyle Mehmet Zekeriya Sertel de İstiklâl Mahkemesi'nde yargılandı ve 3 yıl Sinop’ta kalebentliğe mahkum edildi. 1927 yılında da İstanbul’a döndü.
Bunların dışında; Ruhi Su, Burhan Felek, Eşber Yağmurdereli ve Turgay Tanülkü gibi ünlüler de Sinop Cezaevi’nin konukları arasında yer aldı.
Yazımı Sabahattin Ali’nin “Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz” şiirinin iki bölümüyle bitiriyorum:
“Çok zamandır çektim kahrı zindanı
Bize mesken oldu Sinop'un hanı
Firar etmeyilen buldum amanı
Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz
Sinop kalesinden uçtum denize
Tam üç gün üç gece göründü Rize
Karşıki dağlardan gel oldu bize
Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz”







