Uluslararası kampanyalar sayesinde idamı iki kez ertelenen Kürt aktivist Ramin Hüseyin Panahi'nin cezasının bu sabah Raminşar cezaevinde infaz edildiği öğrenildi.
Kürt aktivist Ramin Hüseyin Panahi, idam edildi. Panahi’nin idamını kardeşi, Twitter hesabından duyurdu.
Kardeşi Amjad Panahi, Kürt aktivist Hüseyin Panahi’nin İran tarafından idam edildiğini yazdı. İdam kararını iptal etmek için Uluslararası Af Örgütü’nün başlattığı kampanya 67 bin imzayı geçmiş; Türkiye’de birçok yazar ve gazeteci, aktivist Panahi’nin ölüm cezasının durdurulması için imza kampanyası başlatmıştı.
Açlık grevindeydi
Panahi 26 Ağustos’ta, “yasadışı ve haksız mahkeme cezasını” protesto etmek ve “ailesi ve avukatları arasındaki her türlü bağlantının kesilmesinden” dolayı ağzını dikerek açlık grevi başlatmıştı.
Kendisinin sivil bir aktivist olduğunu belirten Panahi, İran halkının özgürlüğü için mücadele ettiğini söyleyerek, “Bana destek veren herkese, halkıma teşekkür ediyorum. Ben halkımın özgürlüğünden yana bir aktivistim. İran halkına da bana verdikleri destek nedeniyle teşekkür ediyorum. Bu destek beni mutlu ediyor. Hakkımdaki iddiaları bir kez daha tekzip ediyorum. Ben terörist değilim. Sivil bir aktivistim. İran halkının özgürlüğü için mücadele ediyorum. Herkesin gözlerinden öperim” demişti.
RAMİN HOSSEİN PANAHİ
İran molla rejimi tarafından idam edildi. İdam bir insanlık suçudur. Susmak, suça ortak olmaktır.
(...)
yağmur yağmasa akşam olmayacaktı
belki bunların hiçbiri olmayacaktı
yağmurda bütün ışıklar ölüyordu
sakallı bir karanlık yürüyordu
lalezar caddesi'nde çığırtkan sesleri
sinemalar tiyatrolar sönmüştü
yıldızlar dahil lalezar caddesi ölmüştü
cafe naderi'de oturuyorduk
cadde istanbul kararıyordu
tek tek ölüyordu ışıklar
ellerin ellerimde uyuyordu
gözlerin başka söylüyordu
birden çıkardın tokalarını
saçların omuzlarından aktı
masaya bıraktın
furuğ'la oturmuştuk soltanpur'la kalktın
sakallı karanlık üstümüze yürüyordu
yıldızlar dahil bütün ışıklar ölüyordu
furuğ'la oturmuştuk soltanpur'la kalktın
on sekiz yaşını alıp masadan gülüm
karanlığın üstüne bir şimşek gibi çaktın
ya merg ya azadi
zendane evi'nde bir şafak
belki astı seni bu kapkara devrim
belki yağmura karıştın
ne asılanlar arasında adın
ne yağmurda kokun
olsa duyardım
gecenin yüzüne vururdu
cubların aynasına vururdu
kalbim dururdu
kim bilir ellerim nasıl dururdu
kimselere soramadım seni
cublara bakarak yürüdüm
suretini düşürmedi suya
alnı açık tek bir kadın
seni kimselere soramadım
on sekiz yaşını alıp kalktın
ısrarla uçtu saçların
bir pasdar gelip yapıştı
bir pasdar bir pasdar daha
üçünü de arkamda bıraktım
üç kurşun ıslığı çalıp
tahran'da akşam oluyordu
geceye dönüyordu yağmur
yoktun
yağmur da yoktu
ben kederimi ellerinden tuttum (...)
Nevzat Çelik
"Yağmur Yağmasaydı" kitabından







