Advert
Advert
ENERJİ
Ali ÖZDEMİR

ENERJİ

Bu içerik 457 kez okundu.

 

     1982 yılında endüstri meslek lisesine başladığımda 14 yaşında bir çocuktum. İlkokulu küçük bir köyde okudum. Ortaokul yıllarında akıldışı sağ-sol itişmeleri vardı. A dersinde sol propagandaya, B dersinde sağ propagandaya maruz kaldığım günler pek çok oldu. Sıklıkla boykotlar da oluyordu.

    3 yıllık ortaokul sürecinde (1979-1982 arası) hiçbir dersi tam olarak öğrenemedim. İngilizceye matematikçi, Türkçeye tarihçi, fen dersine resimci, din dersine fizikçi girdi. Yani çok garip, çok mahrum bir 3 yıl yaşattılar bize.

    Meslek lisesinde OSANOR (Okul Sanayi Ortaklaşa Projesi) sistemine maruz kaldık. Bizi kobay yaptılar. Bu saçma modeli 3 sene bizde deneyip çöpe attılar. Olan bize oldu. Berbat ders kitapları, imkansızlıklar, katı kurallar altında bir 3 yıl daha geçti.

     Özet olarak ortaokul ve lise yıllarında verimli ders alma oranım yüzde 30’u geçmez. Üniversiteyi nasıl kazandığımı hala havsalam almıyor. Sanırım ÖSYM’nin bilgisayarına fare girdi…

    Ortaokul ve lisede temel akademik dersleri alamadığım için 4 yıllık üniversitedeki dersler bana çok zor geldi. 4 işlemi bilmezken karşıma türev, integral, diferansiyel denklemler konuları çıktı. Atılma korkusuyla 1 saat dahi devamsızlık yapmadım. 64 kişilik sınıfın yüzde 80’i kahvede, parkta, çayırda keyif yaparken ben formül, teori ezberledim…

    Lisedeyken “enerji makineleri” adlı bir dersimiz vardı. Bu dersin saman kağıda basılı, siyah beyaz resimli kitabındaki konular, diyagramlar hala belleğimde… İçten yanmalı motorlar, barajlar, elektrik santralleri, basınç, Pascal teoremi, pnömatik, hidrolik vb.

    Bu dersi Tekin Aytugar Bey anlatıyordu. 8 ay boyunca her hafta 2 saat bize bilgi sunan hocamızın dersinde hiç sıkılmadım, kendimi baskı altında hissetmedim. Ter içinde kalmadım. Strese girmedim. Zira dersin konuları bize belletiliyor, öğretiliyordu. Tekin Bey’de öğrencilerle doğru iletişim noktasında üstün bir yetenek/tutum vardı…

    Bazı öğretmenler konuşamaz, yazamaz, cümle kuramaz, beden dilini bilmez, öğretmen masasından kalkmaz, isteksiz biçimde öğretim yapar. Karşısındaki çocukların seviyesine inemez. Bu yazıda yeri değil, o nedenle lise döneminden aklımda kalan kötü anıların tümünü dile getirmeyeceğim. Belki dede olunca o kara faciaları yazarım…

    Lisede haksız yere defalarca dayak yedim/yedik. Ne karanlık yıllardı o zamanlar. Şimdinin öğrencileri kral, padişah, paşa. En ufak bir sert söz etseniz hemen veliler okulu basar. Haliyle öğrencilerin büyük bölümü şişik egolu, kaba, saygısız ve zır cahil oldu artık...

    İlkokulda çok dayak yemedim. Belki 10 defa vardır. Ortaokulda 30-40 dayağım var. Lisede sanırım 50 dayağa maruz kalmışımdır. Kalem elimden düştü. Yere eğilip aldım. X öğretmen sopa attı. Saçım az uzun diye sopa yedim. Sınavda yandaki öğrenciye baktım diye tokat yedim. Derse geç kaldım diye tokat yedim. Bunların hiç birisine itiraz edemedim. Zira okulda dikta düzeni vardı. Okula geç kaldın sopa, merasime katılmadın sopa, koridorda gürültü yaptın sopa, ödevi getirmedin sopa…

    15 sene okula gittim. Bazı öğretmenlerimin simasını bile unuttum. Onları bir daha görmek bile istemedim. Tekin Bey ile yılda 1-2 kez karşılaşır uzun uzun hasbihal ederiz. Hala benden gençtir. Ne ile besleniyorsa 30 yaşında donup kalmıştır. Kendisini saygıyla selamlıyorum.

 

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
SÖZDE GAZETECİ(!) YİNE POLİSİMİZİ HEDEF ALDI!
SÖZDE GAZETECİ(!) YİNE POLİSİMİZİ HEDEF ALDI!
GAZETECİ DEĞİL PROVOKATÖR!
GAZETECİ DEĞİL PROVOKATÖR!