Advert lt="Advert" border="0" />
Advert
AYRIMCILIĞIN ZİHİNSEL ARKA PLANI

AYRIMCILIĞIN ZİHİNSEL ARKA PLANI

Bu içerik 741 kez okundu.

   Ayrımcılığın her şekilde bu kadar içimize yerleştiği, atığımız adımdan her türlü sosyal ilişkimize, alışverişlerimize kadar belirteci olduğu bir iklimde bizde taktık bu konuya dostlar…

   Ayrımcılık, bir gruba veya grubun üyelerine karşı önyargılardan beslenen olumsuz tutum ve davranışların tümüyle ilgili bir süreçtir. Önyargılar ve do­layısıyla ayrımcılık, bir gruba ya da grup üyelerine yönelik olumsuz düşünce­lerin yanı sıra hoşlanmama, hor görme, kaçınma ve nefret etmeye kadar uza­nan olumsuz duyguları içeren tutumlara da yol açarlar.

   Önyargılar, diğer in­sanları, bireysel varoluşlarından değil, grup aidiyetlerinden hareketle değerlendiren bir tutumu ve olumsuz, dogmatik kanaatleri ifade eder. Önyargılar sonucunda oluşan ayrımcı davranışlar tek tek bireylere yöneltilmiş olsa da, ayrımcılığı, insanlararası ilişkilerdeki hoşlanmama, uzak durma gibi ‘ters’ ve ‘kötü’ davranışlardan ayıran şudur: Ayrımcılığın yöneldiği kişiler, kişisel özellikleri değil, ait oldukları grubun özellikleri nedeniyle bu davranışın hede­fi olmaktadır. Örneğin, üst katımızda oturan komşumuzdan, çocuklarının, gece geç saatlerde gürültü yapmalarından rahatsız olmamız nedeniyle hoşlanmayabiliriz, hatta onunla tartışabiliriz. Bu hoşlanmama ve belki de uzak dur­ma hali gürültü sorunu kapsamında tutulduğu zaman, kişilerarası ilişkiler­deki sıradan bir çatışma olarak düşünülebilecekken, komşunuzun Kürt olma­sı ve Kürtlerin genelde çok çocuklu olması biçiminde algılanıp yorumlandı­ğında, sıradan bir uzlaşmazlık durumu, önyargılardan beslenen ayrımcı dav­ranışlara yol açabilir.

   Sıradan bir kişilerarası ilişki sorunu, gürültü sorunu olmaktan çıkıp, komşumuzun etnik grup aidiyetine atfettiğimiz önyargıları­mızın yönlendirdiği bir ayrımcılık örneğine dönüşmüştür. Bu düşünce ve ka­naatler, olgunlaşmamış, kanıtı olmayan peşin kararlara dayanır. Belli bir gru­ba atfedilen ve ayrımcılığın konusu olan özellikler bazı zaman ve durumlarda gerçeği de ansıtabilir. Örneğin, kadınların teknik konularda erkeklerden da­ha az becerikli, hatta yetenekli oldukları nesnel bir gerçeklik olabilir. Peki bu yeteneklerini geliştirmeleri için kadınlara sağlanan imkânlar erkeklere sağla­nanla eşit midir?

   Bu yetenek normatif olarak erkeklerden mi kadınlardan mı beklenir? Bu soruların işaret ettiği pek çok faktörü dikkate alarak söz konu­su nesnel gerçekliği değerlendirmemiz gerektiği genellikle gözümüzden kaçar. Kadınlara atfedilen ve cinsiyetlerarası eşitsizliğin kolayca meşrulaştırılmasına yol açan pek çok nitelik (yumuşak, pasif, güçsüz gibi), kadın ve erkek olma­nın doğasından değil, toplumsal cinsiyetçi rol beklentilerinden kaynaklan­maktadır. Kaldı ki, bir gruba atfedilen özelliklerin algısal ya da toplumsal olarak inşa edilmiş olmaması ve bütünüyle gerçeği yansıtması da ayrımcılığı meşrulaştıramaz. Örneğin yaşlılar yavaş hareket ederler; algılama yetileri ve hızları yavaşlamıştır. Bu özellikleri, onları yaşlı olmayanlardan gerçek anlam­da farklı kılmaktadır. Toplu taşıma aracı kullanan bir kamu görevlisinin, yaşlılar işimi yavaşlatıyor düşüncesiyle yaşlılardan hoşlanmaması ve yaşlı yolculara diğer yolculara davrandığından daha tahammülsüz davranması ay­rımcılıktır. 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
KAVŞAKTA ÇARPIŞTILAR
KAVŞAKTA ÇARPIŞTILAR
ULUSLARARASI ÖĞRENCİ KONTENJANI İÇİN REKOR BAŞVURU
ULUSLARARASI ÖĞRENCİ KONTENJANI İÇİN REKOR BAŞVURU