Advert lt="Advert" border="0" />
Advert
Faik MEKİK

Bu içerik 346 kez okundu.

    2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas'ta Pir Sultan Abdal Kültür Derneği tarafından organize edilmiş olan Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Türkiye siyasi tarihinin en büyük, en utanç verici katliamlarından biri yaşandı.

    Memleketin orta yerinde 35 kişi yakılarak katledildi. Adalet beklenen her sene biraz daha kapandı kapılar yüzümüze ve bir kez daha yapanın yanına kaldı.

Olay sonrası siyasiler ne demişlerdi?

İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu; "olaylara heykel (pir sultan abdal) neden oldu."

Tansu Çiller; "çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir."

Tansu Çiller; "olayı bu kadar büyütmek yanlış, bir futbol maçında da bu kadar insan ölebilirdi."

Süleyman Demirel; "olay münferittir. ağır tahrik var. bu tahrik sonucu halk galeyana gelmiş."

UNUTMADIK UNUTMAYACAĞIZ

    Aziz Nesin Anlatıyor: "2 Temmuz 1993'te Madımak Oteli'nde Neler Yaşadım?"

    Ben Aziz Nesin. 1915 doğumluyum ve işin aslı yaşadığım toplumdan biraz farklı bir yapıdayım. Boyum kadar kitap yazmış, hayatımı yazmaktan kazanmış biriyim. Açık sözlüyüm, düşünürüm düşündüğümü söylerim. Bundandır ki, ömrümün uzun bir süresini ya hapishanelerde geçirdim ya ölümle burun buruna geldim. Ancak bir olay var ki yarası kapanmaz, kapanamaz.

    Tarihler 1 Temmuz 1993 idi. 4. Pir Sultan Abdal Şenlikleri için Sivas'taydık. Daha şehre gelmeden, özellikle benim hakkımda bildiriler yayınlanmaya başlanmış, hedef gösterilmiştim. İlk günden itibaren gerginlik had safhadaydı. 2 Temmuz günü ise yerel gazetelerde kullanılan sözler, bir nevi olacakların habercisiydi.

    Röportaj yapmaya gelen İhlas Haber Ajansı muhabiri, aslında o güruhun içinden geçenleri anlatmaya, cevap almaya gelmişti.

   Sürekli camianın tahriklere kapıldığını söylüyordu. Tahrik olabilirler, bunda sıkıntı yoktu. Ancak tahrik olan dövmez, öldürmezdi. Duyarlılık öldürmek değildir arkadaş.

    Bu tartışmadan sonra apar topar otele geçtim.

    Zaten gün içerisinde gerginlik şehrin belli yerlerinde iyiden iyiye tırmanmıştı. Akşam saat 5 sularında ise gözü dönmüş kalabalık Madımak Oteli'nin önündeydi. Dışarı ile iletişimimizi sağlayan tek araç telefondu artık. Erdal İnönü arandı ve ona ''Erdal Bey sanırım dışarıdaki sloganları ve camlarda patlayan taş sesleri size kadar ulaşıyor olmalı dedim.'' gereken önlemin alınacağını söyleyip, azalan umutlarımızı biraz olsun tazelemişti.

    Tiyatro değil, katliam

    Ancak kalabalığın öfkesi dinmiyor, güruhu sakinleştirmek adına konuşan belediye başkanı ne kadar reddetse de 'gazamız mübarek olsun' sözüyle adeta çığırtkanlık yapıyordu. Bundan sonra olacaklar kitle psikolojisinin sonuçlarıydı. 'Cumhuriyet Sivas'ta kuruldu, Sivas'ta yıkılacak' , 'Laiklere ölüm' , 'Yaşasın şeriat' ve 'Sivas Aziz'e mezar olacak' sloganları, aslında hedefin sadece ben olmadığını anlatmaya çalışıyor gibiydi.

    İlk fitil ateşlendi.

    Önce yağmalama sonra ise 'yakın ulan yakın' sesleri ve tekbirlerle çevredeki araçlar ateşe verilmişti. Ateşin kızıllığı, dumanın siyahlığıyla birleşip çevremizi sarmıştı. Bu kaçıncı öldürülüşüm bilmiyorum fakat ölüme en yakın olduğum anı artık görebiliyordum.

    Her şey 5-10 dakika içinde olup bitmişti.

    Odamda Lütfi Kaleli ile birlikte çaresiz bir bekleyiş içerisindeyken, aşağı taraftan korkunç çığlıklar gelmeye başladı. Bağırıldı, yardım istendi ve sonra sesler sustu. Artık sıra bendeydi. Kesin olarak ölüme hazırdım. Hatta Lütfi Kaleli birkaç kez 'ölüyoruz abi' dedi. Dedim ölüyoruz, öleceğiz. Başka çare yok.

    Olduğum yere çökmüştüm. Takatim kalmadı.

   Sonra dönüp Lütfi'ye ''Sayın Kaleli beni şu yatağa yatır, bu güruha kötü bir ceset vermek istemiyorum. Korkarak ölen bir adam gibi görünmeyeyim. Köşeye büzüşmüş bir adam gibi ölmeyeyim.'' dedim. Sonrasında Lütfi'nin önerisiyle camlara doğru koştuk ve yardım istemeye başladık. O sırada otelin önüne yaklaşan bir itfaiye bizi kurtarmak için yeltendi.

    Merdivenlerden inerken, çökmüş haldeydik..

    İtfaiye merdivenlerinden inerken, sonradan Refah Partisi Meclis üyesi olduğunu öğrendiğim Cafer Özçakmak 'Asıl öldürülecek hayvan burada' dedi ve tam kurtuluyorum derken artık Sırat Köprüsü'nde gibiydim. Devam etsem linç, geri dönsem cehennem vardı.

    O sırada görevlilerden biri beni bileğimden çekerek kalabalığın ortasına attı.

    Yere düştüm, tekme ve yumruklarla vurmaya başladılar. Sonrasında polis arabasına kadar sürüklendim. Yaralı olarak kurtulmuştum ancak 35 can, 33'ü aydın 35 insan, yıllar sonra bile yeri doldurulamayacak onlarca değer katledilmişti.

    Metin Altıok vardı içerde, Asım Bezirci, Behçet Aysan vardı.

   Birimize bir şey olursa kalanlar ne yapar diye sorulduğunda, 'kalanlar, ölenler için şiirler yazar.' denilerek bekleniyordu ölüm.

    Asaf Koçak vardı içeride.

    Güldürmeyi, düşündürmeyi çizgilerde seçmiş, karikatürist olmuştu. Ateşle gelecek olan ölümün soğukluğunu mızıka çalarak bekliyordu.

    Nesimi Çimen vardı içeride.

    Hayatı şehir şehir dolaşmayla, sürgünle geçmişti. Ancak hep değerli insanlar vardı çevresinde. Nereden bilebilirdi ki böyle bir sonu.

    Muhlis Akarsu vardı içeride.

   Belki böyle öleceğini tahmin etmezdi ama ''Akarsu'yum yansam da, kül olup savrulsam da, bazı bazı gülsem de, yine gönlüm hoş değil'' demişti.

    Hasret Gültekin vardı içeride.

   Daha 22 yaşındaydı ama bağlama ustasıydı. Kendi güzel, yüreği daha güzeldi. Ve daha nice nefesler durdu ateşin kor ateşin arasında.

   Dava 13 Mart 2012'de zaman aşımından dolayı düştü. Dönemin başbakanı  hayırlı olsun dedi ve başka bir şey demedi. Ve o davadaki sanık avukatlarından birçoğu milletvekili oldu. Sanıklar firar etti, yıllarca 'bulunamadı' ancak o sırada evlenen oldu, yurt dışına giden oldu.

Madımak adına yazılan türküler

Renklerde Yaşamak

renklerde yaşamak seninle
diyelim ki mavide
gökyüzünün denizle buluştuğu çizgide
türkülerde yasamak seninle
diyelim ki semahta
saz ile sözün buluştuğu cizgide
yangınlarda yaşamak seninle
diyelim ki sivas'da
ışığın ateşle buluştuğu çizgide

                         Kemal Kahraman

TÜRKÜLER YANMAZ

Güneşin ak yüzüne bir duman çöktü
Bir türkü çığlıkla ateşe düştü
Kuytu bir köşede bir çiçek küstü
Döktü yaprağını boynunu büktü

Şu Sivas'ın elinde sazım çalınmaz
Güllerim yandı yüreğim dayanmaz

Kararmış yüreğin hiç ışığı olmaz
Bilmez misin ki türküler yanmaz
Günü gelir sanma hesap sorulmaz
Dayanır kapına pir sultan ölmez

Şu Sivas'ın elinde sazım çalınmaz
Güllerim yandı yüreğim dayanmaz

                              Edip Akbayram

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
KAVŞAKTA ÇARPIŞTILAR
KAVŞAKTA ÇARPIŞTILAR
ULUSLARARASI ÖĞRENCİ KONTENJANI İÇİN REKOR BAŞVURU
ULUSLARARASI ÖĞRENCİ KONTENJANI İÇİN REKOR BAŞVURU