Advert lt="Advert" border="0" />
Advert
MÜFİDE
Burhan KURMALI

MÜFİDE

Bu içerik 479 kez okundu.

 

   Sanırım 2013 ya da 2014 yılıydı. Müfide romanını yazmaya başladığım yıl. Dört yılda tamamladım romanımı. Bu arada 2008 yılında yakalandığım Beyin Sapı AORT damarında oluşan baloncuk ile de mücadele ettim. Beyin anjiyosu oldum. Doktor Nezih Bey, Ameliyat önermedi. Stressiz, sakin bir yaşamla uzun yıllar sorunsuz yaşamına devam edersin dedi. Dosyalarımın bir kopyasını aldı. Hocası Gazi Yaşargil’e göstermek için. Yıllar sonra bir sabah,  Yüzüncü Yıl Egemenlik Parkında kahvaltıda görüştük. Ünlü beyin cerrahı, durumumun vahim olduğunu, Kırk beş bin İsviçre Frangım varsa yurt dışında bir operasyonla düzelebileceğimi söyledi. Bende o kadar para ne ara ki. Raporlarıma bile n gitti. Ama ben, yıllarca beynimde bir bombayla yaşamımı sürdürdüm. Ta ki 2017 yılının 22 Mayısına kadar. Olanlar o gece oldu. Saat on civarlarında evde tek başıma, tuvalete giderken düştüm. Bir anlık kendimden geçişin ardından telefonla misafirlikte olan eşimi aradım; ölüyorum beni kurtarın diye…

            Sonrası…

            Gözümü Yalova’da yoğun bakımda açtım. Başucumda doktorlar, nihayet geri döndü, dediler. Demek ki durumum o kadar vahimmiş!

            Ameliyat oldum. Şimdi iyileşmek için yaşam mücadelesine devam ediyorum.

            Eşim de benimle aynı kaderi paylaşıyor. O da amansız hastalıkla mücadele ediyor…

            Bunları size kendimi acındırmak için yazdığımı sanmayın sakın.

            Ama gerçek bu!

            Şimdi gelelim romanımın yazılış öyküsüne:

            Cumhuriyet Meydanına heykelinin açılış töreninden sonra, o zaman Belediyede Hesap İşleri Müdürü olan, aynı zamanda da Devrek Kültür Derneği Başkanı Semra Taşkaya, Müfide’nin romanını yazmamı önerdi. 2014 yılıydı romanı yazmaya başladığımda. Ama elimde Müfide’nin gerçek yaşamı ile ilgili bilgi, belge yoktu hiç. Müfide Güzin Anadol’un birkaç kitabını verdi Hamit Kalyoncu Ağabey. İbrahim Tığ da hiçbir yerde yayımlanmamış bir fotoğrafını verdi. Birkaç öğrencisinden derslerdeki tutumunu, öğrencilere yaklaşımını dinledim. Bir de 1954 yılı Devrek’inin siyah beyaz fotoğrafları. Emin Tatbul, Ertan Kesbiç, Saim Uzun… Romanımda gerçek öğrencilerinin adlarını kullandım. Onlar da dahil, romanım tümüyle kurgusaldır. Ben de Türkçe, edebiyat öğretmeni olduğum için, aynı branşta birinin romanını yamam olaydı benim için. Tek farkı roman kahramanımın kadın oluşu…

            Öğretmen bir aileden geliyorum. Eşim de öğretmen. Çocuklarım da…  Bir öğretmeni anlatmakta sıkıntı çekmeyecektim yani…

            Romanımın ilk dosyasını Ülker Anadol ile paylaştım. Çınar Otel’de bir öğle yemeğinde uzun uzun konuştuk. Ama ablası hakkında pek de doyurucu bilgi veremedi. Çünkü ilerleyen yaşı gereği çoğu bilgiler hafızasında canlanmıyordu. Ama o da roman yazdığımı öğrenince çok sevindi. Hatta dosyamın kapağına bir iki cümle yazıp imzaladı…

            Şimdi,

            Yüzünü bile görmediğim kimi kişiler, romanımı sosyal medyadan doğru topa tutmaya başladılar. Kurgusal bir romanda gerçek adlar kullanılır mı? Elbette kullanılır. Zaten kullandığım gerçek adların sayısı sınırlı. Bunlardan biri ilkokul öğretmenim, diğeri çok sevdiğim biri, aynı zamanda da Milli Eğitim Müdürlüğü yapmış Ertan Ağabey. Onlarla romanım hakkında hemen hemen her gün konuşuyoruz. Eleştirilerini zevkle dinliyorum. Ama asla beni rencide etmiyorlar…

            Romanımın hiçbir sayfasında kahramanımı aşağılayacak, hafif gösterecek, onu toplum karşısında küçültecek bir tek tümcem yoktur. Kurgusal bir yaşamdan söz ediyoruz. Eğer içki içmek, sigara içmek toplumsal bir ayıp olsaydı, devletin en kârlı ürünü olmazdı değil mi?

            Roman kahramanımın hiç evlenmediğini biliyorum. Bu yüzden de kurgusal nişanlısını, intihar ettirdim. Eleştiri, trafik kazasında öldürseydin oldu. O anda kurgu o şekilde gelişti. Trafik kazasında ölünce roman kahramanımın onuru mu düzelecekti, onu pek anlamış değilim doğrusu

            Bir de kitabımı almayıp, beni eleştirenlere sözüm. Önce okuyun, sonra roman yazma tekniklerini, türlerini ve üslubunu tartışalım. Hem de bir salon toplantısıyla. Sanırım sosyal medyadan daha etkili olur…

 

        Bir dağ rüzgarı, 

        Nasıl allak bullak ederse meşeleri,

        İçimide öyle sarsmıştı...

 

      Ablacığım ruhun şad olsun.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
BAŞKAN SEMERCİ’NİN ÇILGIN PROJESİ!
BAŞKAN SEMERCİ’NİN ÇILGIN PROJESİ!
BAŞKAN SEMERCİ HAKKINDA 2. KEZ SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDUK
BAŞKAN SEMERCİ HAKKINDA 2. KEZ SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDUK