CAHİL BIRAKILMAK!
İbrahim TIĞ

CAHİL BIRAKILMAK!

Bu içerik 942 kez okundu.

“Bir gecede cahil bırakıldık” safsatasıyla halkı Mustafa Kemal Atatürk’e ve devrimlerine karşı kışkırtan şarlatanlar her geçen gün artıyor.

Gerçekte“Osmanlıca” diye bir dil yoktur. Osmanlıca kendi gramer kurallarını oluşturmuş olmakla birlikte Türkçe-Farsça-Arapça'nın kompoze ettiği bir birleşik dildir. Yani, Osmanlıca Arapça,Farsça ve Eski Türkçe karışımı bir dildir.

Zaten Osmanlıca, Türkler için bir kadim dil olmaktan ziyade bir imparatorluk diliydi.28 harfli Arapça ile Farsça harmanlanarak 36 harfli bir dile dönüştürülmesiyle oluşturulmuştur.

Osmanlıca, Osmanlı’da yönetici sınıfı ile eğitimli seçkinlerin kullandığı bir yazışma, edebiyat dili ve gücünü anlaşılmazlık üzerine kurmuş olduğundan halkın günlük hayatta kullandığı bir dil olamamıştır. “Türkçe” ise Anadolu’da halkın evde, sokakta ve köyde konuştuğu ve benimsenilen bir dil olarak günümüze kadar gelmiştir.

İşte saray ve çevresinin -egemen gücün- kullandığı Osmanlıca’nın zor ve anlaşılmasının güç olması, okur-yazar olmayı bile engelliyordu.

Cumhuriyet kurulduğunda 12 milyonluk ülke nüfusunun ancak yüzde 10’u okur-yazardı. Bu oran kadınlarda yüzde 2’ye kadar geriliyordu. Dahası, modern dünyaya ait terimlerin Osmanlıca karşılığı üretilemediği için, birçok yabancı sözcük dilin bir parçası haline geliyordu.

*

Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde, 1 Kasım 1928 tarihinde 1353 sayılı “Yeni Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun” kabul edildi ve 3 Kasım 1928 günü Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Bu yasanın kabulüyle Arap harfleri esaslı Osmanlıca’nın resmiyeti son buldu ve Latin harflerini esas alan “Türk Alfabesi” yürürlüğe girmiş oldu.

Türk alfabesinin içeriği, Latin harflerinin yazı sistemiyle birebir aynı değildir.  Türk dilinin seslerini karşılamaları amacıyla türetilmiş harfleri bulundurmaktadır. Örneğin: Ç, Ş, Ğ, I, İ, Ö, Ü. Bunun yanı sıra Türk alfabesindeki harflerin okunuşları Batı dillerindeki harflerin okunuşlarından farklıdır.

Osmanlı'yı savunmak için “Harf Devrimi”nin hedef alınması gerçekleri görmemektir, aymazlıktır. Bugün yeni-Osmanlıcılık hayaliyle açılan Osmanlıca kursları ilgi görmüyor, seçmeli dersler seçilmiyor. Çünkü bu dil halkı değil, bir saray ideolojisini temsil ediyor.

Hoca Dehhani’den (13.yy):

Husrev-i huban eden sen dilber-i şîrîn lebi

Bîsütûn-i aşk içinde beni ferhâd eyledi

Türkçesi:Ey sevgili şirin dudaklı bir güzel olan seni güzellerin padişahı kılan Tanrı / Beni de aşkın Bîsütun dağı içindeki Ferhat durumuna getirdi.

Yunus Emre’den (13.yy):

Bir bahçeye giremezsen durup seyran eyleme.

Bir gönül yapamazsan yıkıp viran eyleme

*

Nâilî’den (17.yy):

Yem-i âteş-hûruş-ı dilde oldukça sükûn peydâ

Eder her dâğ-ı hasret tende bir girdâd-ı hûn peydâ

Nasıl, bir şey anladınız mı?

Türkçesi: Gönlün ateşler çoşturan denizi duruldukça her hasret yarası bedende bir kan girdabı meydana getirir.

Karacaoğlan’dan (17.yy):

Bağlandı yollarım, kaldım çaresiz

Gayri dünya bana aralandı gel

Derildi defterim artsız arasız

Üst üste dizildi sıralandı gel.

Türkçesine gerek var mı?

*

Şimdi bir kez daha düşünün…

Gerçekten bir gecede cahil mi bırakıldık?

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
SÖZDE GAZETECİ(!) YİNE POLİSİMİZİ HEDEF ALDI!
SÖZDE GAZETECİ(!) YİNE POLİSİMİZİ HEDEF ALDI!
GAZETECİ DEĞİL PROVOKATÖR!
GAZETECİ DEĞİL PROVOKATÖR!